Bahçedeki Hazine: Bursa’da Bir Aile Hikayesi
Fatma Hanım evin temizliğini bitirmişti. Sofrayı kurma vakti gelmişti. Dün pişirdiği mis gibi taze sebze çorbasını düşündükçe ağzı sulanıyordu. Tam o sırada sokaktan bir çığlık duyuldu. Kadın elindeki kepçeyi neredeyse düşürüyordu, yüreği ağzına gelmişti.
“Büyükanne! Büyükbaba! Çabuk gelin, bir şey buldum!” diye bağırıyordu torunu Emre.
Fatma Hanım ile eşi Mehmet Bey hemen bahçeye koştular.
“Bak dede!” diye heyecanla gösterdi Emre, avucunda bir şey tutuyordu.
Ancak Fatma Hanım’ın dikkatini başka bir şey çekmişti.
“Yavrum, sen ne zaman bu kadar çapa yaptın?” diye şaşırdı, düzgün bir şekilde kazılmış zemine bakarak.
“Çok uğraştım,” dedi gururla Emre. “Ama şuna bakın!”
Mehmet Bey torununun elindekini görünce dondu kaldı.
Sabahın ertesinde, Fatma Hanım kızıyla telefonda konuşmuştu. Telefonu kapattıktan sonra eşine seslendi:
“Mehmet, torunumuzu bize göndereceklermiş!”
Mehmet Bey dizüstü bilgisayarından başını kaldırdı, orada iskambil oyunu oynuyordu.
“Hangi torunu?” diye şaşırdı.
Üç torunları vardı. En büyükleri Cem, yirmi yaşındaydı ve teknik okuldan mezun olmuştu. Torunları Ayşe ise liseden yeni mezun olmuş, psikoloji fakültesine hazırlanıyordu. Ailesi onunla hep övünürdü – kararlı, hep ders çalışırdı. Kesinlikle gelmezdi.
“Ne demek hangisi? Sanki anlamıyorsun!” diye çıkıştı Fatma Hanım. “Bizim hangimiz tembel? Büyükleri gerektiği gibi yetiştirdik, gücümüz varken. Ama küçük Emre – işe yaramazın teki! Beşinci sınıfı üç zayıfla geçti, üstelik! Sen de hâlâ iskambil oynuyorsun, işine bak!”
“Ben ne yapabilirim? Herkes kendi kaderinin mimarıdır!” diye homurdandı Mehmet Bey, sürekli tekrarladığı bir sözü hatırlatarak.
“Öyledir ama tam değil. Gelsin bakalım, nasıl bir mimarmış göreceğiz!” dedi kararlılıkla Fatma Hanım.
“Boşuna kabul ettin,” diye söylendi dede. “Şımartılmış bir çocuk, söz dinlemez. En küçük, işte bu yüzden hep el üstünde tuttular. Burada ne yapacak? Telefona mı bakacak, sen de ona yemek mi hazırlayacaksın? Bu yaşlarda iştahları nasıl olur biliyor musun?”
Mehmet Bey açık bir pişmanlıkla bilgisayarı kapattı.
“Gidip senin bahçeni kazayım bari!”
“Hah, bahçe de neymiş!” diye güldü Fatma Hanım. “Üç metrekare maydanoz ekili yer. Hem neden benim bahçem? Torun ikimizin, sorumluluk da ikimizin!”
“HiçbBahçedeki gölgeler uzamaya başlarken, üç kuşak bir arada gülüşüyordu, çünkü gerçek hazinenin sevgi ve ilgi olduğunu artık hepsi biliyordu.




