Sabahın köründe dondurucu bir soğuk vardı. Kar gözleri kör ediyor, keskin rüzgâr yüzü kamçılıyordu, yollar ise buz tutmuştu. Emre, Doğu Anadolu’nun küçük bir kasabası olan Yüksekova’dan bir okul servisi şoförüydü. Kapıyı açtı, atkılarına ve kalın montlarına sarınmış bir grup çocuğu içeri aldı.
“Hadi çabuk olun, yoksa kulaklarım donup düşecek!” diye şaka yaptı, gülümseyerek.
“Emre Amca, çok komiksin!” diye kıkırdadı birinci sınıf öğrencisi Ayşegül. “Neden atkın yok? Anneler hep atkı alır!”
“Benim annem yaşasaydı, bana en sıcak ve en güzelini alırdı,” dedi hüzünlü bir tebessümle. “Şimdilik sana imreniyorum, Ayşegül.”
“Anneme söylerim, sana da alsın!”
“Tamam, anlaştık. Şimdi yerlerinize oturun, buzlu yolda şaka olmaz.”
Emre sadece bir şoför değildi. Her sabah çocukları sıcak bir gülümseme ve şakayla karşılayan biriydi. İsimlerini bilir, kimin doğum günü olduğunu, kimin sınavı olduğunu hatırlardı. Çocuklar ona bayılırdı. Ama evde işler o kadar iç açıcı değildi.
“Emre, bu çocuk sevdası yüzünden daha ne kadar bu kredinin altında ezileceğiz?” diye umutsuzca sordu eşi Fatma.
“İşimi seviyorum… Ama bir yolunu bulacağım. Söz veriyorum,” dedi inadına, fakat kalbi suçluluk ve çaresizlikle sıkışıyordu.
O sabah servis okula yanaşınca, Emre çocuklara buzda dikkatli olmalarını söyledi.
“Zeynep, merdivenlerde artistik patinaj yapma sakın!”
Çocuklar koşarak okula giderken, Emre yakındaki bir kafeye girip sıcak bir çayla ısınmayı düşünüyordu.
Tam o sırada, servisin arkasından hıçkırık sesi geldi.
“Hey küçük adam, ne oldu?” diye seslendi, yanına giderek.
Son koltukta, kendini küçücük yapmış bir çocuk oturuyordu. Gözleri yaşlı, elleri ise soğuktan morarmıştı.
“Okula gitmiyor musun?”
“Üşüyorum…” diye fısıldadı çocuk. “Eldivenlerim yırtıldı, annemle babam da yeni alamayız dedi…”
Emre dişlerini sıktı. Kendi eldivenlerini çıkarıp minik, üşümüş ellere geçirdi.
“Şimdi daha iyi mi? Bak, bir arkadaşım var, eldiven dikiyor – öyle sıcak ki ayıları bile ısıtır. Derslerden sonra sana bir çift getireceğim.”
“Gerçekten mi?” diye parladı çocuğun gözleri. “Teşekkürler!”
Ama Emre biliyordu ki böyle bir arkadaş yoktu. Sadece içinden gelen bir şeydi. Kahvesini de içemedi. Cebindeki son lirasını bir bakkala verip bir çift eldiven ve ucuz bir atkı aldı. Akşam çocuklar servise binerken, onları o çocuğa uzattı.
“Al evladım. Isıtsın seni. Para konusunu düşünme, biz büyükler hallederiz.”
Çocuk boynuna sarıldı. Emre gözyaşlarını tuttu, ama içi burkuldu.
Birkaç gün sonra müdür onu odasına çağırdı.
“Ne oldu ki?” diye düşündü, endişeyle kapıyı tıklarMüdür gülümseyerek masasından kalktı, “Emre Bey, bu yaptığınız şey sadece bir çocuğu değil, tüm okulun yüreğini ısıttı,” dedi.




