Bugün, günlüğüme bir şeyler yazmak istedim. Çünkü yıllar sonra bile hâlâ içimi kemiren bir anım var…
Telefon çaldığında her şey normaldi. Ama o soğuk, keskin ses hayatımı değiştirdi: “Kocanızın başka bir ailesi olduğunu biliyor musunuz? Onun bir oğlu var, adı Yiğit.”
Adım Aylin, kocamın adı ise Emre. Bursa’da yaşıyorduk ve mutlu bir aileydik. İki kızımız vardı. Emre onları prensesleri gibi sever, şımartırdı. Öyle ki, benden çok ona düşkünlerdi. Ben de onu delicesine seviyordum. Ama son aylarda gergin, sinirli olmaya başladı. Hatta bazen kızlarıma bile bağırıyordu.
“İşte sorunlar var, Aylin. Takma kafana,” diyordu.
Rahatlamaya çalıştım ama içimdeki endişe gitmedi. Bir gün konuşmaya karar verdim, tam o sırada telefon çaldı. O kadın, o cümleleri söyledi ve kapattı.
Ellerim titriyordu. Yer yarılmıştı sanki. Benim Emre’m mi? Başka bir aile mi? İnanamadım. Onu beklemek işkence gibiydi. Eve gelir gelmez sordum:
“Emre, Yiğit kim?”
Donup kaldı. Yüzü bembeyaz oldu. Bir şeyler geveliyordu ama anlamıyordum. Sonunda patladım:
“Eğer şimdi doğruyu söylemezsen, ben öğrenirim!”
Sandalyeye çöktü, ellerini yüzüne kapadı ve anlatmaya başladı. Üç yıl önce iş yerinde bir ilişkisi olmuş. Kadın hamile kalmış ama Emre, “Bizi asla terk etmem, seni ve kızlarımı seviyorum,” diyerek onu caydırmaya çalışmış. Kadın çocuğu doğurmuş, sonra da para için kullanmaya başlamış. Çocuğun iyi bir hayatı olması için uğraşıyormuş.
Dünyam başıma yıkıldı. Ama ona olan sevgim bitmemişti. Kızlarımızın her gece “Baba, masal oku,” diye ona sarıldığını biliyordum. Gözyaşları içinde onu affettim. Belki üstesinden gelebilirdik.
Bir gün üniversiteden arkadaşımla karşılaştım. Yetimhanede çalışıyordu. Kafeye oturmuştuk ki, Emre’yi gördüm. Yanında beş yaşında bir çocuk vardı. Arkadaşım yavaşça fısıldadı:
“Onun ailesi var ama yine de yetim gibi.”
Anlattı: Annesi onu terk etmiş, yurtdışına gitmişti. Emre ise bizimle yaşıyordu. Yani çocuk yalnızdı.
Arkadaşım gitti, ben de masalarına yaklaştım:
“Beyler, eve gitme vakti gelmedi mi?”
Yiğit bana korkuyla baktı, sonra ağlayarak sarıldı:
“Anne, beni eve götüreceğini biliyordum!”
O an anladım. O benim oğlumdu. Asla bırakmayacaktım. Emre’yle resmen evlat edindik onu. Artık üç çocuğumuz var. Kızlarım küçük kardeşlerine bayılıyor, o ise dünyanın en mutlu çocuğu.
Sonra Yiğit’in anneannesiyle görüştüm. Kızının Emre’yi asla sevmediğini, hatta çocuğundan nefret ettiğini söyledi. Şimdi bizim oğlumuz sevgiyle büyüyor.
Yıllar geçti. Kızlarım evlendi. Yiğit ise tıp fakültesini bitirmek üzere. Çocuklarımın hepsiyle gurur duyuyorum. Doğru olanı yaptığıma inanıyorum. Çünkü çocuklar, aileleri varken yetim kalmamalı. Bu, en büyük günahtır.




