Bugün günlüğüme yazma ihtiyacı hissettim. İçimdeki acıyı kelimelere dökmek belki hafifletir dedim. Hiç düşünmezdim, 52 yaşında kendi kızım yüzünden şehrin diline düşeceğimi. Bütün hayatımı onun için çalışarak geçirdim, her türlü ek işe koştum, kendimi hiçe saydım. Şimdi bizim Ayşegül bana hırsız dedi, hem de tüm Yeşilova’ya yaydı bu iftirayı. Üstüne bir de on beş yıldır görüşmediğim eski kocamı bulup ona şikayet etmiş.
Ne kadar yalvardımsa da dinletemedim. “Annem benim paramı çaldı” diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar. En yakın arkadaşım Fatma şaşkınlıkla sordu:
“Canım, nasıl olur? Sen nasıl kendi evladını soyar mışsın? Anlat hele, baştan anlat.”
“Ayşegül’ü tek başıma büyüttüğümü biliyorsun. Hatırlarsın, kocam beni iki yaşındaki kızımla bırakıp başka bir kadına gitti. O günlerin nasıl geçtiğini tahmin edersin.”
“Elbette hatırlıyorum. Hâlâ anlamıyorum, o zorluklara nasıl dayandın?”
Derin bir nefes aldım. Boşandıktan sonra her köşesi ihaneti hatırlatan memleketimde kalamazdım. Ailemden kalan iki odalı evi satıp Yeşilova’ya taşındım. Paranın ancak iyi bir semtte mütevazı bir daire almasına yetti. Ayşegül’ü anaokuluna yazdırdım, iki işte birden çalışmaya başladım. O zamanlar tanışmıştık Fatma’yla. Yorucu günlerdi ama yeni bir başlangıç umudu vardı.
Ayşegül’e güzel elbiseler, yeni telefonlar, dans dersleri, İngilizce özel ders… Ne isterse yaptım. Akrabalardan destek gelmedi, her şeyi tek başıma sırtladım. Kendimden kıstım, tatillere gitmedim, yeni kıyafetler almadım.
“Yoksa hepsini sen mi karşıladın?” diye şaşırdı Fatma. “Eski kocanın yardım ettiğini sanıyordum!”
“Nafaka ödüyordu,” itiraf ettim. “Ama o paraya beş yıl dokunmadım. Hainin parasını almak istemedim. Sonra bir baktım, hesapta hatırı sayılır bir miktar birikmiş. İhtiyacım yoktu, idare ediyordum. Kenara koydum, emeklilik için. Maaşımdan da biriktirmeye başladım.”
Ayşegül’ün hiçbir eksiği olmadı, o yüzden neden paralara dokunmamıştım. Hayalimdi: köyde bir ev, küçük bir bahçe, tavuklar, tavşanlar… Kızım evlenince ona bu daireyi bırakacak, ben de köydeki ürünlerimi yollayacaktım. Tabii hesaptaki paranın çoğu nafakaydı, benim birikimim değil.
“Ne güzel bir hayal!” diye heyecanlandı Fatma. “Ben de köy evi hayali kuruyorum. Aferin sana!”
“Övme beni,” acı bir tebessümle cevapladım. “Evi alınca çok mutlu oldum, hemen Ayşegül’e anlattım. Pişman oldum. Beni kendi parasını çalmakla suçladı, bir daha konuşmadı.”
“Para için mi?” diye afalladı Fatma. “Ayşegül hep akıllı, iyi yürekli bir kızdı!”
“Öyle hâlâ,” iç çektim. “Ama bir sebeple parasını çaldığıma inandı. Uzun süre tartıştık. Sonra babasının numarasını bulup ona şikayet etti. Şimdi bütün parayı geri istiyorlar. Eski kocam bana bencil dedi, ‘kızımın eğitimi için verdiğim parayı kendine harcadın’ diye. Hiç düşünmüyorlar iki işte çalışıp kızıma her şeyi nasıl sağladığımı. Acaba gerçekten çocuğunu soyan bir anne miyim ben?”
Susup kaldım, gözlerim doldu. Kendimi nasıl unuttuğumu, her lüks, her tatil için nasıl didiştiğimi düşündüm. Şimdi bütün sevgimle büyüttüğüm kızım bana düşman kesilmişti. Yeşilova’da herkes “Selma kızının nafakasını yedi!” diye fısıldaşıyor. Komşular arkamdan konuşuyor, Ayşegülse beni savunacağına on beş yıldır yüzüne bakmadığı babasını bulmuş.
Eski kocam Murat hiç çekinmeden suçladı beni. Telefonla bağırıyordu:
“Kızım için yolladığım parayı sen harcadın! Nasıl yaparsın? Bu onun geleceğiydi!”
Açıkladım, anlattım: kızımın her ihtiyacını ben karşıladım, nafakalara dokunmadım, sadece hayalimi gerçekleştirdim. Dinlemedi. Ayşegül de dinlemedi. Sanki elimden çok kıymetli bir şey almışım gibi kırgındı. İhanete uğramış gibiydim. Bütün varlığımı verdim, şimdi bencil diyorlar.
Bir gün, köydeki yeni evimde otururken düşündüm. Belki de Ayşegül’e danışmadan hareket etmekle hata ettim? Ama bütün bu fedakarlıklarım onun için değil miydi? Ayşegül’e uzun bir mektup yazdım, içimi döktüm: yorgunluğumu, köy evi hayalimi, onu hiçbir şeyden mahrum bırakmamak için çırpındığımı anlattım. Cevap gelmedi ama bir ay sonra kapıda belirdi.
“Anne, haksızmışım,” gözlerini kaçırarak mırıldandı. “Benim için ne çok şey yaptığını anlamamışım. Affet beni.”
Sarılırken gözyaşlarımı tutamadım. Uzun uzun konuştuk, içimizdekileri döktük. Ayşegül itiraf etti: babası kızgınlığını körüklüyormuş, onunla ilişkisini düzeltmek için. Zamanla aramız düzeldi, Yeşilova da “hırsız anne” dedikodusunu unuttu. Köy evimde kaldım ama şimdi Ayşegül bahçe işlerinde yardıma geliyor. Aramız hiç olmadığı kadar sağlam.
Bu hikâye acının, affetmenin ve sınavlara dayanan sevginin hikayesi. En karanlık anlarda bile, kendine ve sevdiklerine inanırsan ışık bulunabileceğini gösterdiAyşegül’ün bana sarılıp “Anneciğim, seni çok seviyorum” demesiyle anladım ki, bütün bu acılar, birbirimize daha sıkı sarılmamız içindi.




