*Bugün günlüğüme biriktirdiğim acıyı dökmek istiyorum. Belki yazmak biraz olsun içimi hafifletir.*
– Elli iki yaşında bir maskaraya dönüştüğümü hiç düşünmezdim, hem de kendi kızım yüzünden! – diyordu Aylin, dostuna içini dökerek. – Ömür boyu didinip durdum, kuru ekmekle geçindim, kızım için her şeyi yaptım. Sonunda bana ne yaptı? Hırsızlıkla suçladı! Şimdi tüm Konya dedikodusunu yapıyor. Üstüne bir de on beş yıldır görüşmediğim babasını bulup ona şikayet etti.
Aylin, kızı Nilay’a ve eski kocasına yalvardı: *”Lütfen bu dedikoduları yaymayın, bütün şehir rezil oldum!”* Ama nafile. Israrla aynı şeyi tekrarlıyorlardı: *”Kendi kızını soydun!”* Arkadaşı şaşkınlıkla sordu:
– Aylin, anlamıyorum! Nasıl oldu da onun parasını çaldın? Baştan anlatsana.
– Bilirsin, Nilay’ı tek başıma büyüttüm. Eşim beni iki yaşındaki kızımla terk edip başka bir kadına gittiğinde, ne çektiğimi tahmin edersin.
– Tabii ki hatırlıyorum. Hâlâ nasıl dayandığına şaşırıyorum.
Aylin derin bir iç çekti. Boşandıktan sonra, her şeyin ihaneti hatırlattığı memleketinde kalamayacağını anlamıştı. Anne babasından kalan iki odalı evi satıp Nilay’la Konya’ya taşındı. Parası ancak iyi bir semtte mütevazı bir daire almaya yetmişti. Nilay’ı anaokuluna yazdırdı, kendisi de iki işe birden girdi. O sırada bu arkadaşıyla tanışmıştı. Hayat zordu: gece gündüz çalışma, yorgunluk… Ama yeni bir başlangıç umudu vardı.
Aylin, Nilay’ın hiçbir eksiği olmasın diye gece gündüz çalıştı. Şık kıyafetler, yeni telefon, bale kursu, İngilizce özel ders… Kızı ne isterse yaptı. Ailesinden destek görmediği için her şeyi tek başına sırtladı. Nilay’ın bir eksiğini görmesin diye kendinden vazgeçti, yıllarca yeni elbise almadı, tatil yapmadı.
– Yoksa hepsini sen mi karşıladın? – diye şaşırdı arkadaşı. – Eşinin para yardımı yaptığını sanıyordum!
– Nafaka ödüyordu – diye itiraf etti Aylin. – Ama o paraya beş yıl dokunmadım. Bana ihanet eden adamdan bir kuruş almak istemedim. Sonra bakayım dedim, hesapta ne birikmiş? Epey para vardı, ama ihtiyacım yoktu; idare ediyordum. İlerisi için kenara koydum. Maaşımdan da birikim yapmaya başladım.
Nilay’ın hiç eksiği olmadığı için nafaka parasını harcamak zorunda kalmamıştı. Aylin’in hayali, emekli olunca köyde bir ev alıp sebze yetiştirmek, tavuk beslemekti. Kızı evlenince ona şehirdeki evini bırakacak, köyünden gönderdiği turşularla torunlarını doyuracaktı. Tabii hesaptaki paranın çoğu nafakaydı, kendi birikimi değil.
– Ne güzel bir hayal! – diye heyecanlandı arkadaşı. – Ben de köy evi istiyorum, helal olsun!
– Övme beni – dedi Aylin acı bir gülümsemeyle. – Köy evini alınca çok mutlu oldum, hemen Nilay’a anlattım. Pişman oldum. Bana *”Benim paramı çaldın!”* dedi, bir daha konuşmadı.
– Yoksa parayı kıskandı mı? – diye hayret etti arkadaşı. – Nilay hep akıllı, nazik bir kızdı!
– Öyle zaten – diye iç çekti Aylin. – Ama bir nedense *”Annem benden çaldı”* diye taktı kafaya. Uzun süre küs durdu. Sonra babasını bulup ona şikayet etti. Şimdi ikisi de *”Parayı geri ver!”* diye tutturdu. Eski kocam bana *”Bencil kadın!”* diyor, *”Benim Nilay’ın eğitimi için verdiğim parayı kendine harcadın!”* Ama benim iki işte çalışıp kızıma her şeyi sağladığımı hesaba katmıyor. Yoksa ben gerçekten kızını soyan kötü bir anne miyim?
Aylin sustu, gözleri doldu. Kendinden her şeyi esirgediği günleri hatırladı. Nilay’ın her yeni telefonu, deniz tatili, hep onun alın teriyle alınmıştı. Şimdi ise sevgiyle büyüttüğü kızı ona düşman kesilmişti. Konya’da herkes *”Aylin kızının nafakasını yedi!”* diye konuşuyordu. Komşular arkasından fısıldaşıyor, Nilay ise annesini savunacağına, onları terk eden babasıyla bir olup kavgayı körüklüyordu.
Eski koca Murat, hiç çekinmeden Aylin’e bağırıp çağırıyordu:
– Benim Nilay’ın geleceği için gönderdiğim paraları sen yedin! Nasıl yaparsın? Bu onun hakkıydı!
Aylin, kızının her şeyini kendisinin karşıladığını, nafaka parasına dokunmadığını anlatmaya çalıştı. Ama Murat dinlemiyordu. Nilay da. Öfkesi öyle derindi ki, sanki annesi ona paha biçilmez bir şeyi çalmıştı. Aylin kendini ihanete uğramış gibi hissediyordu. Bütün varlığını kızına vermişti, şimdi ise bencillikle suçlanıyordu.
Bir gün, köy evinde otururken düşündü. Belki de Nilay’a danışmadan hareket etmekle hata etmişti? Ama yıllarca verdiği emek, kızı için her şeyi feda etmesi hiç mi bir şey ifade etmiyordu? Nilay’a uzun bir mektup yazdı. Yorgunluğunu, köy evi hayalini, onun hiç yoksulluk görmesin diye çektiği sıkıntıları anlattı. Nilay cevap vermedi ama bir ay sonra ansızın kapıda belirdi.
– Anne, haksızmışım – dedi, gözlerini yere indirerek. – Senin benim için ne çektiğini anlamamışım. Affet beni.
Aylin kızına sarıldı, rahatlamanın verdiği göAradaki bütün yaralar yavaş yavaş iyileşse de, o gün anladım ki bazen en derin acılar bile sevgiyle sarılıp güzelleşebilirmiş.




