“Komşumuza yardım etmek istedik, karşılığında ise şikayet aldık. Bu bir teşekkür mü?!”
—Geçenlerde evimize bir sosyal hizmet görevlisi geldi,— diyor 35 yaşındaki Ayşe.— Anonim bir şikayet almışlar: Çocuklarımızın bakımsız olduğu ve onlara uygun koşulları sağlamadığımız iddia ediliyormuş. Evin içine baktı, buzdolabını kontrol etti, çocuklarla konuştu… Her şey yolundaydı. Gerekli evrakları doldurup imzalattı ve gitti. Ama hâlâ anlamıyorum—bunu kim ve neden yaptı?
Ayşe ve Mehmet on yıldan fazla bir süredir evliler. Sekiz yaşındaki oğulları ve beş yaşındaki kızlarıyla birlikte yaşıyorlar. Ailede her şey düzenli, çocuklar bakımlı, terbiyeli ve iyi öğrenciler. Ne okuldan ne de anaokulundan hiç şikayet gelmedi. Çocuklar da ebeveynlerine her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Demek ki şikayet dışarıdan biri tarafından yapıldı. Ama kim?
Cevap beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı. Bir hafta sonra Ayşe, yaşlı komşuları Ninenin torunu Elif’i bahçede gördü. Kadın, yıllar önce Elif ile ilk karşılaştıklarında yaşanan tartışmayı hatırladı. Araları hiçbir zaman düzelmemişti, hatta o günden beri hiç konuşmamışlardı. Ama şimdi her şey yerli yerine oturuyordu.
Ayşe ve Mehmet’in Nine ile ilişkileri çok samimiydi. Yanına genç komşular taşınınca çok sevinmişti. Sık sık çay içmeye gelir, börek getirir, Ayşe’nin acil bir işi çıktığında küçük Can’a bakardı. Ayşe ve Mehmet de karşılığında Nineye alışverişte yardım eder, ilaçlarını alır, yazın yazlığına götürürdü.
Nine hastalandığında Ayşe neredeyse her gün onun evine gidip temizlik yapar, yemek hazırlar, durumunu kontrol ederdi. Sosyal hizmet görevlisi de Nineyi ziyaret ediyordu ama pek faydası dokunmuyordu. Nine’nin akrabaları yok gibiydi: Kimse aramıyor, gelmiyor ya da halini sormuyor.
—Sekiz yıl boyunca kızından ya da torunundan tek bir kez bile bahsettiğini duymadım,— diyor Ayşe.— Eşimle elimizden geleni yaptık ama kendi ailemiz de vardı. Bir noktada yorulduğumu fark ettim. O zaman Nineye akrabalarını bulup ilişkilerini düzeltmeyi önerdim.
Nine üzgün bir şekilde iletişim bilgilerini verdi. Ayşe, sosyal medyada kızı Fatma ve torunu Elif’i buldu. Onlara yazıp gelmelerini rica etti—Nine’nin durumunun kötü olduğunu ve desteğe ihtiyacı olduğunu söyledi.
Nine sevinmişti: “Gerçekten gelecekler mi? Onları on beş yıldır görmüyorum…” En son kızı, Elif daha yedi yaşındayken gelmişti. O zaman büyük bir kavga etmişlerdi—Fatma annesinin evini satmak istemiş, Nine ise reddetmişti. O günden sonra kızıyla ilişkisini kesmişti.
Ama Ayşe’nin şaşkınlığına, ertesi gün Fatma geldi. Elif’le birlikte. Ve tam bir kâbus başladı.
Fatma, kapıdan girer girmez Ayşe ve Mehmet’in Nine’ye evini almak için baktıklarını iddia ederek bağırmaya başladı. Yaşlı kadını zehirlediklerini, onu çabuk öldürüp evine konmak istediklerini söyledi. Ayşe donup kalmıştı, nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. Mehmet dayanamayıp karısını savundu ve “misafirlerin” evden çıkmalarını istedi. Ama onlar sessiz gitmediler.
—Hapiste çürüyeceksiniz!— diye bağırdı Elif.— Bu kadar ucuz kurtulduğunuza şükredin! Şikayetler yağdıracağız, sizi buradan attıracağız! Sizden hesap soracağız, sahtekârlar!
İşte o zaman Ayşe, o şikayetin nereden geldiğini anladı. “İntikam” almak isteyenin kim olduğu belli olmuştu.
—Ben sadece iyilik istemiştim…— diyor Ayşe.— Yaşlı bir insana yardım etmenin böyle bir sonucu olacağı aklıma gelmezdi. Eşimle ben o evde gözümüz yoktu. Sadece Nine’yi yalnız bırakamazdık—o insanca muameleyi hak ediyordu. Akrabalarının böyle olduğunu bilseydim, asla onları aramazdım.
Şimdi Ayşe o aileyle ilgili konuşmaktan kaçınıyor. Kendi hayatına devam ediyor, çocuklarına bakıyor ve o skandalı unutmaya çalışıyor. Ama içinde bir burukluk kaldı.
—Artık kimsenin işine karışmayacağım. Kapısını çalıp yardım teklif etmeyeceğim. Korktuğumdan değil—hayır. Sadece acıtıyor. İyilik yapıyorsun, karşılığında çamur atıyorlar. Acı ve kırıcı…




