Kocam Gitti, Her Şeyi Götürdü: Kurtuluşum Kayınvalidemin Elindeydi

Kocam gitti, her şeyi alıp gitti. Beni kurtaran ise… kaynanam oldu.

Yalnız kaldığımda, altı aylık kızım kucağımda ve cebim beş kuruşsuzken, her şeyin bittiğini sanmıştım. Kocam kaçmıştı, biriktirdiğimiz tüm parayı çekip götürmüş, kendine yeni bir hayat kurmuştu. Bizi kirada bir evde, desteksiz, açıklamasız bırakmıştı. Nereden başlayacağımı bile bilmiyordum.

Kimseden yardım beklemiyordum. Öz annem, “Yerimiz yok,” diyerek beni geri çevirmişti. Ablam ve çocukları zaten onunla yaşıyordu, evde onun sözü geçerdi. Ben fazlalıktım. Terk edilmiş. Yapayalnız.

Sonra bir gün kapı çaldı. Gözlerime inanamadım, çünkü karşımda… kaynanam Emine Hanım duruyordu. Yıllardır gergin, mesafeli bir ilişkimiz vardı. Alaylar, serzenişler beklerken, sert bir ifadeyle,

“Toplan, çabuk ol. Çocukla birlikte benim eve geliyorsun,” dedi.

Şaşkına dönmüştüm.

“Emine Hanım, ben… Teşekkür ederim ama belki de—” diye mırıldandım, ama lafımı kesti.

“Yeter! Sokakta değilsin, torunumun annesisin. Hadi gidiyoruz.”

Küçük kızı kucağına aldı, gözlerinin içine baktı ve yumuşak bir sesle,

“Hadi gidelim, güneşim. Nine sana masal anlatacak. Gezeceğiz, saçlarını öreceğiz… Annen de hazırlansın.”

Ağzım açık kaldı. Bir zamanlar “Oğlumu çocukla tuzağa düşürdün,” diyen kadın, şimdi kızımın yanağını okşuyor, ona kendi kanındanmış gibi davranıyordu. Otomatik gibi eşyalarımı topladım. Olanlara inanamıyordum.

Emine Hanım, bize evinin büyük odasını verdi, kendisi küçük odaya geçti. İtiraz etmeye kalktım ama elinin bir hareketiyle susturdu:

“Sen anneysin. Çocuğun geniş yere ihtiyacı var. Yakında emeklemeye başlayacak. Ben mutfakta da yatarım, alışığım.”

Akşam yemeğinde buharda pişmiş sebzeler ve haşlanmış et getirdi.

“Emziriyorsun,” dedi. “Kızartma da yaparım ama bu hem senin hem bebeğin için daha iyi.”

Buzdolabında koca bir kutu mama vardı.

“Artık ek gıdaya geçme vakti. Beğenmezse başkasını alırız. Söylemekten çekinme.”

Dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağladım. Hiç kimse bana bu kadar sıcak davranmamıştı. Bir çocuk gibi ona sarıldım ve gözyaşları arasında,

“Teşekkür ederim… Siz olmasaydınız, kızımla nerede olurduk bilmiyorum,” diye mırıldandım.

Beni kucakladı:

“Şşş, canım. Erkek dediğin böyledir işte, rüzgâr nereye eserse oraya gider. Ben de tek başıma oğlumu büyüttüm. Babası gittiğinde sekiz aylıktı. Torunumu da öyle büyütmeyeceğim. Her şey düzelir. Sen güçlüsün. Beraber başarırız.”

Üçümüz birlikte yaşamaya başladık. Bir yıl rüya gibi geçti. Kızımın doğum gününde pastadaki mumları üçümüz beraber üfledik: ben, küçük kız ve bir zamanlar düşmanım sandığım kadın. Çay içtik, kahkaha attık ve o an, yalnız bir anne değil, bir ailenin parçası gibi hissettim.

Sonra bir gün yine kapı çaldı.

“Anne,” diyen eski kocamın sesiydi, “sana birini tanıtmak istiyorum. Bu Serap. Birkaç ay kalabilir miyiz? İşsizim, kira yetiştiremiyorum…”

Benzi atmıştım. İçim ürperdi. Ya onları içeri alırsa? Sonuçta oğluydu.

Ama Emine Hanım gözünü bile kırpmadı.

“Defol git. Onu da al yanında. Karını bebekle bir kuruşsuz bıraktın, şimdi de daha fazlasını mı istiyorsun? Artık oğlum değilsin. Sen de kızım, dikkat et—böyleleriyle uzun sürmez. İstedi mi gelir, istedi mi gider.”

Öylece dikilmiş, kulaklarıma inanamıyordum. Bu kadını artık tanıyamıyordum—ikinci annem değil, birinci annem olmuştu. Zor günümde sırtını dönmeyen, elini uzatan.

Altı yıl birlikte yaşadık. Emine Hanım, yeniden aşık olup evlendiğimde yanımdaydı. Düğünde annemin yerini almış, gururla elimi tutmuştu. Bir ay sonra, bir oğlumuz olacağını öğrendik. Mutluluktan ağladı. O zaman anladım ki, bazen kader alır ki daha çok versin. Ve bazen kan bağından çok daha yakın olanlar çıkar hayatımıza…

Rate article
Lifequest
Kocam Gitti, Her Şeyi Götürdü: Kurtuluşum Kayınvalidemin Elindeydi