Çocuklarımız Daha İyi Yaşasın Diye Aç Kaldık, Ama Sonunda Yalnız Kaldık

Bugün defterime içimi dökmek istiyorum. Tüm hayatımızı çocuklarımız için harcadık. Kendimiz için değil, başarı için değil, sadece onlar için— üç sevgili yavrumuz için. Her şeyimizi feda ettik, üstlerine titredik. Kim bilebilirdi ki bu yolun sonunda, sağlığımız zayıfladığında, gücümüz tükendiğinde yanımızda sadece acı ve boşluk kalacağını?

Ahmet’le çocukluktan beri tanışıyoruz. Aynı mahallede büyüdük, aynı sıralarda okuduk. On sekiz yaşıma bastığımda evlendik. Düğünümüz mütevazıydı, paramız yoktu. Birkaç ay sonra hamile olduğumu öğrendim. Ahmet okulu bıraktı, iki işte çalışmaya başladı— ailemizi doyurmak için.

Fakirlik içinde yaşadık. Bazen üç gün üst üste sadece patates yedik, ama asla şikâyet etmedik. Bunları neden yaptığımızı biliyorduk. Çocuklarımızın yoksulluğu tatmamasını, bizim yaşadığımız zorlukları hissetmemesini istedik. Durum biraz düzeldiğinde, yeniden hamile kaldım. Korktum, ama Ahmet’le bir an bile tereddüt etmedik— büyütecektik. Sonuçta bu bizim evladımızdı.

O zamanlar yanımızda kimse yoktu. Yardım eden, çocuklara bakıp bizi nefes aldıran birileri olmadı. Annem genç yaşta vefat etmişti, kayınvalidem ise başka bir şehirdeydi ve kendi işleriyle meşguldü. Mutfakta ve çocuk odasında geçiyordu günlerim, Ahmet ise işten geç saatlerde, yorgun gözlerle, soğuktan çatlamış elleriyle dönüyordu eve.

Otuzuma geldiğimde üçüncü çocuğumu doğurdum. Zor muydu? Evet. Ama kolay olacağını da ummamıştık. Hayat bizi şımartmamıştı. İlerlemeye devam ettik. Adım adım, krediler ve yorucu işlerle dolu bir hayatın içinde iki çocuğumuza ev aldık. Kaç gece uykusuz kaldık, bunu ancak Allah bilir. En küçüğümüzü ise doktor olma hayaliyle yurtdışına gönderdik. Yine kredi çektik ve kendimize dedik ki: “Üstesinden geliriz.”

Yıllar hızla akıp gitti. Çocuklar büyüdü, dağıldılar. Kendi hayatlarını yaşıyorlar. Biz ise yaşlılıkla baş başa kaldık. Yavaş ve huzurlu değil, aniden— Ahmet’in hastalığıyla. Zayıfladı, eridi gitti. Ona tek başıma baktım. Ne telefon, ne ziyaret.

Büyük kızımı aradığımda, gergin bir sesle dedi ki:
“Çocuklarım var, işlerim var. Gelemem.”
Ama komşular onu kafede arkadaşlarıyla gördüklerini anlattı.

Oğlum iş diyerek bahane etti, aynı gün Antalya’da sahilde çekilmiş fotoğraflarını paylaştı.
En küçüğümüz— onun için neredeyse her şeyimizi sattık, Avrupa’da okusun diye— sınavları olduğunu söyleyip geldi. Hepsi bu.

Geceleri Ahmet’in başında oturdum. Kaşıkla su verdim, ateşini ölçtüm, acı çektiğinde elini tuttum. Mucize beklemiyordum— sadece onun yanında olduğumu hissetmesini istiyordum. Çünkü o hâlâ benim için değerliydi.

İşte o an anladım— yalnız kalmıştık. Tamamen. Desteksiz, sıcaklıksız, en küçük bir ilgi bile yok. Evet, çocuklarımız için her şeyi yaptık. Onlar yesin diye biz aç kaldık. Onlar iyi giyinsin diye kendimize bir şey almadık. Deniz görmesinler diye biz hiç tatil yapmadık.

Şimdi ise yük olduk. En acı olan ne biliyor musunuz? İhanet bile değil. En acı olan, silinmiş olduğunu anlamak. Sen ancak işe yaradığın sürece değerlisin. Şimdi ise— sadece engelsin. Onlar genç, onların önünde uzun bir hayat var. Sen ise geçmişle kalakalmışsın, kimsenin umrunda değilsin.

Bazen komşuların koridorda gülüştüğünü duyuyorum— torunları gelmiş. Bazen bir arkadaşımın kızıyla parka yürüdüğünü görüyorum ve içim burkuluyor. Bize bu yok. Biz çocuklarımız için sadece bir hikâyeyiz.

Artık aramıyorum. Kendimi hatırlatmıyorum. Ahmet’le küçük ama temiz bir evde yaşıyoruz. Ona yulaf lapası pişiriyorum, eski filmler açıyorum, uykuya dalarken yanında oturuyorum. Her akşam gökyüzüne tek bir şey için dua ediyorum— acı çekmesin. Gidişi huzurlu olsun. Çünkü bu adam daha fazla acıyı hak etmiyor.

Peki ya çocuklar? Onlar iyidir herhâlde. Biz de bunun için çabaladık. Peki bu “iyilik” neden bu kadar acıtıyor? Neden ruhumda bu kadar boşluk var?

Ahmet’le onların mutluluğu için aç kaldık. Şimdi ise sessizlikte gözyaşlarımızı yutuyoruz.

Hayat bana şunu öğretti: Evlatlarını sev, ama kendini unutma. Yoksa bir gün bakarsın ki sen, sen olmaktan çıkmışsın.

Rate article
Lifequest
Çocuklarımız Daha İyi Yaşasın Diye Aç Kaldık, Ama Sonunda Yalnız Kaldık