Oğlum Yeni Eşi ve İki Çocuğunu Eve Getirdi: Her Gün Cehenneme Dönüştü

Üçüncü yılına girdi bu çile. Oğlum Emre, ilk evliliğinden iki çocuğu olan yeni eşi Ayşegül’ü eve getirdiğinde, hayatımın böyle cehenneme döneceğini tahmin bile edemezdim. “Birkaç aylığına kalacaklar, ev bulana kadar” demişti ama üç yıl oldu, geçici olan kalıcıya dönüştü. Üstelik şimdi Ayşegül, Emre’den hamile! Emeklilik günlerim işkenceye dönüştü resmen.

İstanbul’un bir kenar mahallesinde, standart iki odalı bir dairede yaşıyoruz. Şu an evde ben, Emre, hamile gelini ve onun iki çocuğu var. Yakında bir bebek daha gelecek. Ayşegül’ü kötülemek istemem, saygılı davranıyor, kavga çıkarmıyor. Ama ev işlerinden ne anlar ne de yapmak ister. Çocuklar kreşte, ama o çalışmıyor. Sürekli telefonla oynuyor, arkadaşlarıyla geziyor. Ara sıra kuaföre gidiyor, hangi parayla diye sormaya bile korkuyorum.

Emre çalışıyor, evet. Ama maaşı zar zor market alışverişine ve faturalara yetiyor, bu kalabalıkla. Gerisi bana kalıyor. Emekli maaşım ve ek işimle geçiniyoruz: Her sabah beşte kalkıp iki ofisi temizliyorum, sekize kadar eve dönüyorum. Dinleneyim derken, mutfakta bulaşık dağları, çamaşır yığınları, yerler süpürilmedi mi süpürilmedi! Hepsi sırtımda…

Ayşegül hamile kalmadan önce en azından markete gider, yemek yapardı. Şimdi tek kelimeyle sıfır. “Karnım ağrıyor” deyip evden kayboluyor. Çocukları kreşe bırakıp saatlerce ortadan yok oluyor. Emre’yle öğlen vakti geliyorlar, ama yemek mi hazır? Tabii ki hayır, yine ben. Artık dayanacak gücüm kalmadı.

Bir gün oğlumla konuşmaya cesaret ettim. “Emreciğim, bu küçücük evde çok kalabalık olduk, belki Ayşegül’le kendinize bir ev bakarsınız?” dedim. Omuz silkti: “Anne, bu evin yarısı benim, kira parası yok. Sabret artık.” Sanki bıçak sapladı yüreğime. Bütün hayatımı ona, bu aileye adadım. Şimdi ödülüm “sabretmek” mi?

Geçen ay tansiyonum fırladı, mutfakta yığılıp kaldım. Tava başıma düşecek diye korktum. Ambulansla hastaneye gittim. Doktor “Stres yok, dinlenmen lazım” dedi. Peki nasıl dinleneceğim? Ev her gün panayır yeri gibi!

Çocukların suçu yok elbette. Ama onlar, hamile gelin ve umursamaz oğlum, emekliliğimi bitmeyen bir yorgunluğa çevirdi. Öğleden sonra bir saat uzanmaya çalışıyorum; bacaklarım vızıldıyor, belim kırılıyor. Sonra kalkıp akşam yemeği hazırlıyorum, temizlik yapıyorum. Akşamları ev deliler gibi: Çocuklar çığlık atıyor, koşturuyor, kavga ediyor. Sessizlik mi? Çoktan unuttuk bu lüksü…

Kendimi sık sık düşünürken yakalıyorum: Tek çare, kredi çekip küçücük bir stüdyo daire tutmak. Tencere tava seslerinin, oyuncak fırlatmalarının, “Yemek ne zaman hazır?” sorularının olmadığı bir yer. Sonunda rahat bir nefes alabileceğim.

Ama korkuyorum. Yalnız kalmaktan korkuyorum. Yaşımda kredi çekmekten korkuyorum. Ama daha da korkuncu, kendi evimde hizmetçi gibi hissetmek. Ellerim kanayana kadar çalıştığım, nabzım 200’ü gördüğü bu evde, sıcak bir emeklilik hayal etmiştim. Meğer cehennemi satın almışım…

Rate article
Lifequest
Oğlum Yeni Eşi ve İki Çocuğunu Eve Getirdi: Her Gün Cehenneme Dönüştü