Arkadaşlarının Önünde Beni Sadece Kuaför Diye Tanıttı; Ona Aşağılanmanın Ne Demek Olduğunu Gösterdim

On yedi yaşındayken, güvenebileceğim tek kişinin kendim olduğunu erkenden öğrendim. Annem ağır bir hastalığa yakalanınca babam yurt dısına gidip kayboldu. Ben, ailenin en büyüğü olarak her şeyi üstlendim. Yakınlardaki bir kuaför salonunda çırak olarak işe başladım. Saç yıkadım, yerleri süpürdüm, kahve taşıdım. Basit görünen bu işler zamanla hayatım oldu.

Büyüdükçe, becerilerim de gelişti. En iyilerden öğrendim, tüm enerjimi bu işe harcadım ve birkaç yıl sonra adı bilinen kadınlardan oluşan bir müşteri portföyüm vardı: iş kadınları, aktrisler, politikacıların eşleri… Randevularım iki hafta öncesinden doluyordu.

Sonra o çıktı karşıma: Serkan. İstanbul’daki bir caz festivalinde tanıştık. O, Oxford Hukuk mezunu; ben ise kenar mahalleden, sıfırdan yükselmeye çalışan bir kız… Aramızda uçurumlar vardı, yine de bir ilişkimiz oldu. Başlarda, işimden bahsettiğimde aşağılayıcı bakışlarını fark etmedim. Mesleğimi soranlara verdiği sinsi gülümsemeyi de… Ancak nişanlandıktan sonra işler iyice bozuldu.

Serkan, “Sen sadece bir kuaförsün, tatlım” ya da “Bu konular seni sıkar” gibi laflar etmeye başladı. Bunları açıkça söylemiyordu, şaka gibi yapıyordu. Ama her “şaka” içimi acıtıyordu. İnsanların yanında mesleğimden bahsetmemeye özen gösteriyordu. Sanki benimle utancı varmış gibi…

Doruk noktası, arkadaşlarıyla yediğimiz bir akşam yemeğinde geldi. Hepsi “seçkin” kesimdendi: avukatlar, akademisyenler, bankacılar… Ben sessizce yeni yasal düzenlemeler ve uluslararası anlaşmalar hakkındaki sohbetlerini dinledim. Bana bir soru sorulduğunda, cevap vermeden önce Serkan araya girdi:

“Onu bu konularla yormayın. O sadece bir kuaför. Değil mi, sevgilim?”

Donup kaldım. Yer yarılsa da içine girsem istedim. O anda bir şey kırıldı bende.

Ertesi gün, tek bir kelime etmeden harekete geçtim.

Bir hafta sonra Serkan’ı “küçük bir kız buluşmasına” davet ettim—ona arkadaşlarımla tanıştırmak istediğimi söyledim. Tabii ki kabul etti. Ama orada kimlerle karşılaşacağını bilmiyordu.

O gece evimde müşterilerim toplandı: bir televizyon kanalının genel müdürü, mağaza zincirinin sahibi, ünlü bir oyuncu ve—dikkat—onun patronu, Şebnem Hanım. Onu hemen tanımadı ama fark ettiğinde yüzü bembeyaz oldu. Bu kadınların işim hakkında anlattıkları, bana ettikleri içten teşekkürler karşısında yüzü taş kesildi. İlk kez duyuyordu ki ben sadece saç kesmiyorum, aynı zamanda güven aşılıyor, destek oluyor, ilham veriyorum.

Şebnem Hanım’a kendini anlatmaya çalıştığında, kadın şaşkınlıkla gülümsedi:

“Demek sen Esra’nın nişanlısısın? O beni birçok canlı yayın öncesi kurtardı. Mükemmel bir profesyonel.”

Dayanamadım. Yanlarına gidip ekledim:

“Evet, bu Serkan. Siyaseti sevmez ama kuaförlük konularında uzmandır.”

Serkan beni mutfağa çekti:

“Benimle dalga mı geçiyorsun?” diye hışırdadı. “Bu aşağılayıcı!”

“Senin arkadaşlarının yanında kendimi öyle hissettiğimde aynıydı. Bu bir intikam değil, bir ayna, Serkan.”

Suskun kaldı.

Birkaç gün sonra aradı. Özür diledi. Anladığını söyledi. Yeniden başlamak istedi.

Ama kararımı vermiştim.

Yüzüğü iade ettim. Onu sevmediğimden değil. Ama anladım ki—benden utanacak biriyle olmamalıyım.

Ben sadece bir kuaför değilim. Ayakta durmayı başaran bir kadınım. Ve saygıyı hak ediyorum.

O ise… belki bir gün, neyi kaybettiğini anlar.

Rate article
Lifequest
Arkadaşlarının Önünde Beni Sadece Kuaför Diye Tanıttı; Ona Aşağılanmanın Ne Demek Olduğunu Gösterdim