Bizden Kaçış: Kayınvalidenin İstemedikleri

“Oğlum gelmedi, çünkü gelini izin vermedi” dedi: “Bize hep bir şeyler istediğimizi söylüyor, evimiz ona gereksizmiş…”

“Yok, gelmeyecek işte…” diye iç çeker acıyla Gülseren Hanım. “Kocamla artık sinirlenmiyoruz bile, alıştık. Her seferinde aynı şey. Önce sözler, sonra sessizlik.”

“Bu sefer ne oldu?” diye sorarım. “Yine gelini mi engelledi? Hatırlıyorum da, sizinle pek anlaşamıyordu sanki…”

“Belki de izin vermedi. Gerçi oğlum hiç açıkça ‘O engelliyor’ demez. Ama belli oluyor… Eskiden daha sık gelirdi. Şimdiyse… Hepsi bitti. Onu tutacak bir şey bulmuş. Hatta çatıyı artık ücretli işçilerle tamir edeceğiz – oğlum, görüyorsunuz ya, bir gün bile ayıramazmış,” der Gülseren, öfkesini zor bastırarak.

Söz konusundaki oğlu, kendisi hayli olgun yaşına rağmen hâlâ “küçük oğlum” diye hitap ettiği 40 yaşındaki Volkan. Memleketinden ayrılalı on iki yıl olmuş, il merkezinde bir atölyede ustabaşı olarak çalışıyor. Eskiden her işi kendi yapardı, şimdi sadece yönetiyor. Şehirde evlenmiş, ev almış. Hepsini kendi başına. Eşi Sevgi’yle geç tanışmışlar – ikisi de genç sayılmazdı artık.

“Ondan önce hiç ciddi bir ilişkisi olmamış,” diye devam eder Gülseren. “Nedenini de anlıyorum. Öyle bir huyu var ki… çok ağır. İlk görüşte anlaşamadık. Ben çaba gösterdim, dürüstçe. Ama o… sanki baştan beni düşman ilan etmişti.”

“Telefonda birkaç kez duydum onu,” diye atılır komşu kadın, “sanki alay eder gibi konuşuyor, hatta ‘merhaba’ derken bile. Anlamıyorum, oğlun onda ne buldu?”

Sevgi, Volkan’ın ailesiyle neredeyse hiç iletişim kurmaz. Yılda bir kez, büyük lütfuyla, onları ziyaret etmesine izin verir. Üstelik kendisi gelmeden. Bu yıl Volkan baharda geleceğine söz vermişti – çatı tamiratına yardım edecekti. Biletleri bile almıştı. Ama sonradan anlaşıldı ki, gelini her şeyi altüst etmiş.

“Hamileymiş,” der Gülseren, öfkeden titreyerek. “Şimdi, görüyorsunuz ya, onu yalnız bırakamazmış. Halbuki olgun bir kadın, hemşire, ne olabilir ki başına? İki haftadır kulağına fısıldıyormuş. Oğlum önce direndi, ama sonra…”

“Bu nasıl bir şey böyle?” diye kafa sallar Gülseren’in kocası. “İşe götürüp getiriyor mu yani? Yanında kendi ailesi var – onlar yardım etsin. Neden her şeyden vazgeçsin onun için?”

“İşte, işte,” diye devam eder Gülseren. “Eminim ki annesi kışkırtıyor. ‘Bırakma, belki gidip geri dönmez’ diye. Küçük kızı zaten öyle kaldı, çocukla birlikte. Şimdi ailesinin yanında yaşıyor.”

“Ama Volkan öyle biri değil,” diye itiraz ederim. “O dürüst bir adam. Hem neden birlikte gelmiyorlar ki?”

“Ne münasebet!” diyerek elini savurur kadın. “Sevgi asla onunla gelmez. Kocam bir kez aradı onu – o kadar büyük bir kriz çıkardı ki, artık oğlumu aramamamı söyledi. Boşuna.”

“Peki ona ne dedi?”

“Hep bir şeyler istediğimizi söyledi. Onu ailesinden uzak tuttuğumuzu. Bizimle uğraşacak gücü kalmadığını. Tatilini eşi ve çocuğuyla geçirmesi gerektiğini, ‘yaşlıların kaprislerine’ ayırmamasını. Ve evimize ihtiyacı olmadığını, kendimize saklamamızı söyledi.”

“Ne cüret! Peki oğlun?”

“Suçlu olmadığını söylüyor. Ortamı germek istmiyormuş. Hamilelik için endişeleniyormuş. Anlıyorum her şeyi. Ama bu adalet mi? Onu büyüttük, elimizden geleni verdik. Şimdi bir gün bile gelemeyecek mi?”

Gülseren’in kocası dayanamadı. Öfkeyle oğluna artık bekle”—Boşuna beklemişiz, demek ki bizim yerimiz artık onun hayatında yok,” diye fısıldar Gülseren, gözlerinde biriken yaşları silerken.

Rate article
Lifequest
Bizden Kaçış: Kayınvalidenin İstemedikleri