Buluşmaya Geldik, Ama Siz Ortada Yoktunuz: Aile Ziyareti Nasıl Galağa Dönüştü?

Adım Ayşe, İstanbul’da eşim Emre’yle birlikte yaşıyorum. Hikayemiz on iki yıl önce, üniversite okumak için bu şehre geldiğimde başladı. Okulu bitirip işe girdikten sonra Emre’yle tanıştık. Bir yıl boyunca görüştük ve sonunda evlendik.

İlk yıllarımızı, kendi evimizi almak için para biriktirirken ailesinin yanında geçirdik. Sonunda, uzun yıllar ödeyeceğimiz bir krediyle, küçük ama sevimli iki odalı bir daire satın aldık. Burası artık bizim evimizdi, kendi kalemiz.

Her şey yolundaydı, ta ki beklenmedik misafirler kapımızı çalmaya başlayana kadar. Akrabalarımız, birbiri ardına İstanbul’a “bizi görmeye” ve “şehri gezmeye” geldiler. Tabii kimse otel parası vermek istemiyordu; “iki odanız var, sığarız” diyorlardı.

Bu yaz, uzun süredir ertelediğimiz bir tatili nihayet planlayabildik. Denizi özlemiştik. 15 Haziran’daki uçak biletlerimizi aldık, valizleri hazırladık.

Tam o sırada, 10 Haziran’da kuzenim Elif aradı. Neşeli bir sesle:

“Ayşe, düşündük taşındık, 20 Haziran’da hepimiz size geleceğiz! Ben, eşim ve oğlum! Kapınızı açar mısınız?”

Bir an şaşırdım, sonra sakince açıkladım:

“Elif, Emre’yle tatile çıkıyoruz. Evde olmayacağız.”

Cevabı beklediğim gibi değildi:

“Ne tatili? Biletleri iptal edin! Neredeyse bir yıldır görüşmedik! Aile her şeyden önemlidir!”

Derin bir nefes aldım ve kararlılıkla cevapladım:

“Hayır. Planladığımız gibi tatile gidiyoruz. Biletler alındı, hazırlıklar tamam. Senin için bile tatilimi iptal etmem.”

Telefonu kapattı. Omuz silktim ve valizleri tamamlamaya döndüm. 15 Haziran’da uçağa bindik. Güneş, kum, mutluluk…

20 Haziran akşamı telefon çaldı. Elif’in numarası. Açtım ve bağırışlar duydum:

“Ayşe! Neredesiniz? Kapınızdayız, çaldık, kimse yok! Bu ne kabalık!”

Sakin bir şekilde cevap verdim:

“Tatildeyiz Elif. Uyarmıştım seni.”

“Şaka yaptığını sanmıştım! Bizi caydırmak için!”

“Hayır, ciddiydim.”

“Peki şimdi ne yapacağız?”

“Otel bulun. Ya da eve dönün.”

“Otel parası yok bizde!”

“O zaman kendiniz çözün. Siz yetişkin insanlarsınız. Ben üzerime düşeni yaptım, haber verdim.”

Konuşma burada bitti. Elif telefonu kapattı ve bir daha aramadı.

Sonradan öğrendim ki, tüm akrabalara “korkunç” haberimi yaymış: “Ayşe çok nankör ve duygusuz, bizi kapıda bıraktı!” diye. En acısı, çoğu akraba onu destekledi. Bana “bir çaresine bakmalıydın” dediler.

Peki, benim kabahatim ne? Yıllarca çalıştıktan sonra eşimle deniz keyfi yapmak istemem mi? Yoksa önceden haber vermem mi?

Elif’in elinde her şey vardı: bilgi, plan yapma süresi, değiştirme şansı. Otel parası bulamamak ise onun sorunu, benim görevim değil.

Bu olaydan şunu anladım: Bazen en yakınların bile sınırlarınıza saygı duymaz. Hep kendinizden vazgeçmenizi beklerler. Vazgeçmezseniz, “hain” olursunuz.

Artık kendimi seçtiğim için kimseden özür dilemeyeceğim.

Sizce haklı mıyım?

Rate article
Lifequest
Buluşmaya Geldik, Ama Siz Ortada Yoktunuz: Aile Ziyareti Nasıl Galağa Dönüştü?