Kayınvalide Hastalanan Oğlunu “Kurtarmaya” Geldi, Beni Gereksiz Gibi Kenara Attı

Kaynana, oğlunu “soğuk algınlığından kurtarmak” için geldiğinde, beni bir kenara itti sanki gereksiz bir eşyaymışım gibi.

Bazen düşünüyorum da, bir kadın için hayattaki en zor şey hamilelik değil, ev işleri değil, başkalarının hastalıkları bile değil. En korkuncu, “sevgili oğlu” için her şeyi feda etmeye hazır bir kaynana gelip de senin eş olma hakkını elinden almaya çalıştığında direnebilmek.

Oğul dediğin de otuz üç yaşında. Üstelik soğuk algınlığıyla kıyamet arasındaki farkı anlayacak kadar büyük. Ama tabii ki annesi için öyle değil…

Kocam Emre hasta oldu. Basit bir soğuk algınlığı: burun akıntısı, öksürük, hafif ateş. Ne koronavirüs, ne tat kaybı, test negatif, doktor da viral enfeksiyon deyip gereksiz panik yapmadı. Sıcak içecekler, oda havalandırma, isteğe bağlı vitaminler. İşten kaçmadı, markete gitti, bulaşıkları yıkadı. Ben yedinci aydayım, ağır kaldıramıyorum. İşini de aksatmadı—patronu katı bir özel sektörcü, fazla izin istemek riskli. Maaşı az ama düşüm düşüm. Ben doğum iznine çıkacağım, her kuruş değerli.

Ona elimden geleni yaptım: sıcak battaniye, ahududu çayı, ballı turp… Her şey yolundaydı ta ki yorgunluktan ağzından kaçırıp o teyzesi kadar kolladığımız annesine telefonla durumu anlatana kadar. Bir saat sonra, son otobüsle yola çıkmıştı bile. Gece yarısını geçmişti, biz İstanbul’un öbür ucunda oturmamıza rağmen kapıda belirdi.

Emre kalkıp onu karşılamak zorunda kaldı. Ben hamileyim, bu saatte dışarı çıkmam doğru olmazdı. İşte o anda, bir fırtına gibi içeri girdi ve kontrolü devraldı. İlk emir: “Pencere açmak yasak! Hasta cereyandan ölür!” İkincisi: “Hemen kaynar su getir! Kökler getirdim, şimdi demlenmeli!”—gece saat birde. Üçüncüsü: “Sen, gelin, diğer odaya geç. Doğum yapacaksın, burada mikrop kaparsın.”

O andan itibaren sanki yoktum. Yetişkin bir kadın, bir eş, gelecekteki bir anne—denklemden çıkarılmıştım. Artık her şeyi anne biliyordu.

Patronunu arayıp Emre’nin itirazlarına rağmen, “Oğlum ağır hasta, yarın işe gelemeyecek!” diye bağırdı. “Başka iş bulursun, ama sağlık geri gelmez!” diyerek telefonu kapattı. Emre solgun, ne diyeceğini bilemeden oturdu. Ben bir şeyler söylemeye çalıştım—faydasız.

Sonra doktorun önerdiği vitaminleri getirdim. “Bunlar kimyasal, işe yaramaz” nutku dinledim. Elma aldım—”ithal meyveler zehir” tepkisiyle karşılaştım. Emre’nin sevdiği çorbayı yaptım—”Soğuk algınlığına sadece tavuk suyu iyi gelir!” diye azar işittim. Oysa Emre çocukluğundan beri tavuk etinden nefret eder, midesi bulanır.

Her saat başı çamaşır suyuyla ıslak temizlik dayattı. Ama çamaşır suyu kokusundan Emre’nin midesi bulanıyor diye umursayan yoktu. Önemli olan eski usullere uymaktı. İlaç al, kökleri kaynat, rapor tut—ama asıl işe karışma.

Daha fazla dayanamadım. Akşam yemeğinde nazikçe, saygıyla bir şeyler söylemeye çalıştım. “Anneciğim, tabii ki emeklerin için teşekkür ederiz, ama biraz da birlikte hareket edelim, ben de eşimin sağlığı için endişeleniyorum…” diyecektim. Sözümü kesti: “Sen daha anlamıyorsun. Burda nerede homeopati satılıyor?”

Emre’den annesine kibarca eve dönmesini söylemesini istedim. Sustu. Ondan korkuyordu. Katlanmayı tercih ediyordu. Ama ben edemiyorum. Çünkü doğum yaklaşıyor ve anlıyorum ki bebek doğar doğmaz her şey tekrarlanacak. Tedaviyi o yapacak, yedirip içirecek, öğütler verecek. Benim sözüm—yine geçersiz.

Korkuyorum. Sadece kendim için değil. Bu “hastalık izni” sırasında patronun yerine başkasını bulacağından endişeleniyorum. O zaman ne olacak? Gelirsiz mi kalacağız? Peki ya anne—yardım edecek mi? Kendi emekli maaşıyla mı? Zaten çocuğun güvenliği için kendimi sıkıyorum.

Şimdi mutfakta tek başıma oturuyorum, kapının ardından verdiği emirleri dinliyorum ve anlıyorum ki bu mücadele daha yeni başlıyor. Ama artık sessiz kalmaya niyetim yok. Çünkü bu benim ailem. Benim çocuğum. Benim hayatım. Ve ona sahip çıkma hakkım var.

Hayat bazen bize, başkalarının iyiş niyetlerinin bile sınırlarımızı zorlayabileceğini öğretir. Nezaket, boyun eğmek değildir. Sevgi, söz hakkını kaybetmek değildir. Bazen sevdiklerimizi korumanın yolu, kendi sınırlarımızı çizmek ve sesimizi duyurmaktan geçer.

Rate article
Lifequest
Kayınvalide Hastalanan Oğlunu “Kurtarmaya” Geldi, Beni Gereksiz Gibi Kenara Attı