Adım Nazan Yılmaz. Oğlum, Alper, ve gelinim, Elif, mükemmel bir çift gibi görünüyorlardı, ama şimdi ailelerinin çatırdadığını hissediyorum. Eskişehir yakınlarındaki bir kasabada yaşıyorum ve onları nadiren görüyorum, fakat son ziyaretimde başka bir Elif’le karşılaştım: Gelinim, sabahlığını bırakıp şık kıyafetler giymeye, spor salonuna gitmeye başlamıştı. Alper ise işe gömülmüş, bu değişimlere kör gibiydi. Annelik içgüdülerim alarm veriyor; bir şeyler yolunda gitmiyor ve evliliklerinin uçuruma sürüklendiğinden korkuyorum. Ama oğlum, beni geri çeviriyor. İçimde bir yandan ailelerini kurtarma arzusu, diğer yandan torunlarımdan mahrum kalma korkusu savaşıyor.
Alper, Elif’le on yıl önce evlendi. O 38, Elif 32 yaşında ve evlilikleri hep sağlam göründü. Sekiz yaşındaki Ece ve beş yaşındaki Arda adında iki çocukları var. Başka bir şehirde yaşıyorlar, bu yüzden pek sık görüşemiyoruz: iş, ev, sorumluluklar zamanlarını yutuyor. Ama geçen ay onları ziyarete gittiğimde gelinimi tanıyamadım. Dağınık saçlar ve rahat kıyafetler yerine, zarif bir elbise, topuklu ayakkabılar ve makyaj karşıladı beni. Spor salonuna başlamış, gözlerinde bir ışık vardı ama bu parıltı bana endişe verdi.
Elif vardiyalı çalışıyor, boş zamanlarında ise çocuklara ve eve bakıyor. Her yer pırıl pırıl: çocuklar doymuş, çamaşırlar ütülenmiş, ev tertemiz. Oysa altı ay önce hafta sonlarını eşofmanla geçirip evde otururdu. Kadın kalbim hemen sezdi: böyle değişimler sebepsiz olmaz. Güzel, iki çocuk annesi, sadık bir kocası olan Elif neden şimdi bu kadar özen gösteriyor? Kimin için? Korkarım ki kalbi artık Alper’e değil, başkasına ait.
Oğlumsa, kör gibi, hiçbir şey fark etmiyor. İşe gömülmüş, geç saatlerde eve geliyor, yorgun argın karısındaki değişimin farkında değil. Ona söylemeye çalıştım: “Alper, Elif’in ne kadar değiştiğini görmüyor musun? Belki de senin ilgine ihtiyacı var?” Ama sertçe yanıt verdi: “Anne, karışma. Bizim işlerimiz yolunda.” Sözleri canımı yaktı, yine de susamadım. Onların ailesini kurtarmak istiyorum, ama Elif başkasının peşindeyse evlilikleri çökecek, torunlarım iki ateş arasında kalacak.
Böyle oturamam. Ece ve Arda benim her şeyim, ama boşanırlarsa onları kaybedebilirim. Zaten nadiren görüşüyoruz, ayrılırlarsa Elif bana yasak koyabilir. İçim kemiriyor: ya yanılıyorsam ve Elif sadece kendine bakmaya karar verdiyse? Peki ya doğruysam? Oğlumun kalbi kırılmasın, torunlarım babalarından uzak büyümesin diye dua ediyorum. Ama Alper kulak asmıyor, ben de karıştığım için suçluluk duyuyorum.
Bir yandan, onların hayatına burnumu sokmaya hakkım yok. Yetişkinler, belki Elif bunları kendisi ya da eşi için yapıyor. Bazı aileler aldatmayı görmezden gelir, kendi kurallarıyla yaşar. Diğer yandan, sessiz kalamam. Eğer susar ve haklı çıkarsam, Alper beni uyarmadığım için suçlayacak. Şimdiden bana kızgın, “Karışma!” diyor. Çıkmazdayım, her seçim yanlış gibi.
Yüreğim oğlum ve torunlarım için kan ağlıyor. Onların mutluluğunu korumak için ne yapmalıyım? Belki birileri böyle bir durumla karşılaşmıştır: müdahale etmekle ilgilenmek arasındaki çizgi nerede? Elif’in sadece kendini yenilemek istediğine inanmak istiyorum, ama annelik içgüdülerim fısıldıyor: tehlike yakın. Ece ve Arda’yla bağım kopmasın istiyorum, ama daha çok korktuğum, ailelerinin dağılmasına çaresizce tanık olmam. Sevdiğim insanları kurtarmak için gerçekten güçsüz müyüm?
Bugün şunu anladım: Bazen en büyük acı, sevdiklerimiz için hiçbir şey yapamamanın çaresizliğidir.




