Ertelenmiş Hayaller: İhanet ve Özgürlük

Hayatını erteleyen bir hayal: İhanet ve özgürlük

Hatırladığından beri, Sibel’in tek hayali İtalya’ya gitmekti. Roma’nın arnavut kaldırımlı sokaklarında gezmeyi, Amalfi Sahili’nde beyaz kayaları okşayan altın renkli gün batımlarını izlemeyi hayal ederdi. Bu seyahat, onun için yıllarca çalışmanın ödülü, Sakarya’nın küçük bir kasabasındaki rutin hayatından bir kaçıştı. Ama ne zaman Sibel bu seyahatten bahsetse, kocası Emre bir bahane bulup hayalini ertelerdi.

“Seneye yaz, Sibel, söz veriyorum gideriz,” derdi her yıl, ama bu sözler zamanla boş bir nakarat gibi gelmeye başladı. “Önce evin tadilatı bitsin, krediyi kapatalım, biraz daha para biriktirelim.” Başta Sibel ona inanırdı. Evlendikleri ilk günden beri bu hayalini paylaşmış, Emre de onaylamıştı. Her kuruşunu biriktirip, bir gün birlikte İtalya’ya ayak basacakları günü hayal ederdi. Ama yıllar geçti ve “seneye yaz” sonsuz bir bahaneye dönüştü. Ya işleri çok yoğundu, ya buzdolabı bozulmuştu, ya da biriktirdikleri para yetmiyordu. Sibel kendini teselli eder, mutlaka gideceklerini düşünürdü.

Altmışına geldiğinde, Sibel lüks bir iki haftalık tatil için yeterli parayı biriktirmişti: business class biletler, deniz manzaralı oteller, tarihi yerlerde rehberli turlar… Yine seyahatten bahsetti, gözleri heyecanla parladı. Ama Emre telefonundan kafasını kaldırmadan güldü: “İtalya mı? Senin yaşında? Ne işin var orada? Eski mayonla mı gezeceksin o taşları? Artık genç kız değilsin, Sibel.” Sözleri bir kamçı gibi vurdu. Sibel nefesi kesilmiş gibi hissetti. Yıllarca bekleyip umut ettikten sonra anladı: Emre hiçbir zaman onun hayalini umursamamıştı. Onun için bu saçma bir fanteziydi, ne vaktine ne parasına değerdi.

O anda, içinde bir şey kırıldı. Sabrı, fedakârlıkları, umutları bir kumdan kale gibi dağıldı. Ertesi gün, Emre işteyken, Sibel bir karar verdi. İtalya’ya tek başına iki haftalık bir seyahat ayarladı. Artık beklemeyecekti, izin istemeyecekti. Bavulunu topladı, bir not bıraktı: “Balık tutmaya gidiyorum Emre. Bu sefer hesabı sen öde,” ve havalimanına gitti.

Roma’da uçaktan inerken, omuzlarından koca bir yük kalkmış gibi hissetti. Okaliptus kokulu sıcak havayı içine çekti ve yıllar sonra ilk kez özgür olduğunu hissetti. Kolezyum’da dolaşırken, Positano’nun kayalıklarında dururken, anladı ki hayatını başkalarının öncelikleri için çok uzun süre ertelemişti. Ve evet, o eski mayosunu giydi – gururla, kimsenin bakışlarını umursamadan. Bu onun anıydı, onun hayatıydı.

Bir akşam Positano’da, deniz manzaralı bir restoranda yemek yerken, Sibel Mehmet’le tanıştı. Konuştular, güldüler, hikâyelerini paylaştılar. Sibel fark etti ki uzun zamandır böyle görülmek, duyulmak onun için ne kadar eksikmiş. Mehmet için o “çok yaşlı” değildi – hayat dolu, yeni ufuklara açılmaya hazır bir kadındı. Seyahatin geri kalanını birlikte geçirdiler, Sorrento’nun dar sokaklarını keşfettiler, yerel şarapları tattılar ve Sibel’in ömür boyu saklayacağı anılar biriktirdiler.

Eve döndüğünde, Emre’nin evi terk ettiğini gördü. Notta şöyle yazıyordu: “Kardeşimin yanına taşındım.” Ama Sibel’de acı ya da yalnızlık korkusu yerine bir rahatlama hissi vardı. Artık hayallerini ve mutluluğunu hiçe sayan birini beklemek zorunda değildi. Aylar geçti, Mehmet’le hâlâ yazışıyorlardı ve kalbi yeni maceralar için heyecanla atıyordu. Uzun yıllar sonra ilk kez, bir başkasının onun isteklerini yerine getirmesini beklemiyordu – artık onları yaşıyordu.

Sibel balkonda oturmuş, pencereden akan Sakarya Nehri’ni seyrediyordu. Yıllar önce hayalini Emre’ye ilk anlattığı günü hatırladı. O gün Emre gülümsemiş, onu kucaklamış ve “Mutlu mArtık biliyordu ki gerçek özgürlük, başkalarının iznine ihtiyaç duymadan kendi hayallerinin peşinden gitmekti.

Rate article
Lifequest
Ertelenmiş Hayaller: İhanet ve Özgürlük