Kısasa Kısas: Duyarsızlığın Bedeli

Gözünüze Göz: Kayıtsızlığın Bedeli

Sakarya Nehri kıyısındaki şirin bir kasabada, Emine Hanım yıllarca mükemmel bir anne ve kayınvalide olmaya çalıştı. Oğlu Murat ve gelini Ayşe için zamanını, emeğini ve parasını hiç esirgemedi. Fakat onların kayıtsızlığı ve nankörlüğü yüreğini paramparça etti. Gelininin çaresizce yardım istemesi üzerine, Emine ilk kez “hayır” dedi. Artık aynı şekilde karşılık verme zamanıydı. Şimdi ise kendine soruyordu: İntikamı adil miydi, yoksa bu, aile bağlarının sonunun başlangıcı mı?

Telefon çaldığında, Ayşe’nin halsiz sesi duyuldu: “Emine Hanım, yalvarırım, gelin! Ateşim çok yüksek, boğazım yanıyor. Küçük Elif’le baş edemiyorum, lütfen yardım edin!” Emine, şehirdeki evinde otururken soğukkanlılıkla cevap verdi: “Üzgünüm Ayşe, şu an köydeyim. Dönmeyi düşünmüyorum.” Telefonu kapattığında içinde öfke ve acı bir tatmin duygusu birbirine karıştı.

Komşusu Fatma’ya anlattığında, kadın şaşkınlıkla ellerini açtı: “Emine, ne yapıyorsun sen? Şehirde olduğunu biliyorum! Ayşe gerçekten hasta, Elif daha üç aylık. Nasıl böyle davranırsın?” Emine kaşlarını çatarak devam etti: “Evet, torunum üç aylık. Ama Ayşe bunu hak etti. Beş yıl boyunca ona arkadaş olmaya çalıştım. Düğünlerine bir servet harcadım, evlerini döşedim. Hiç teşekkür ettiler mi? Hayır! Sadece marka kıyafetler, yeni telefonlar ve lüks tatiller peşindeler!”

Sesi acıyla titredi: “Ayşe hamileyken, onu en iyi doktorlara götürdüm, tahlillerini ben taşıdım. Doğumhaneye ev yemeği götürdüm, taburcu olmadan önce evlerini tertemiz yaptım. Peki karşılığında ne aldım? Hiçbir şey! Sanki benim görevimmiş gibi davrandılar.” Fatma iç çekti: “Emine, çocuklar bazen böyle yapıyor, ebeveynlerinin yardımını farz görüyorlar.” Ama Emine başını iki yana salladı: “Farz mı? Peki ya ben yardım istediğimde, bana sırtlarını döndüler!”

Bir kez, oğlu Murat’tan yardım istemişti. Kardeşini ziyaretten dönerken ağır çantalarla sıkışmıştı. “Oğlum, beni istasyondan alır mısın?” diye rica etmişti. Murat kabul etmiş, ama bir saat sonra Ayşe arayıp: “Emine Hanım, taksiye binin. Murat işten izin alamıyor, sabah erken kalkacak, yorgun olur,” demişti. Emine’nin içi öfkeyle doldu. Fatma’ya, “Çocukları hastaneye götürmek için vakit buldular, ama benim için bir dakika ayıramadılar mı?” diye haykırdı.

Fatma yatıştırmaya çalıştı: “Ayşe haklı, işten izin almak kolay değil. Murat ailesinin geçimini sağlıyor.” Ama Emine kabul etmedi: “Yapabilirim dedim! Ben nadiren bir şey istiyorum, ama bana bile ‘Eve ulaştın mı?’ diye sormadılar. Çantaları taşıyamadım, yabancı yolcular yardım etti, sonra hamal tutmak zorunda kaldım. Bir taksi şoförü, tanımadığım biri, çantalarımı eve kadar taşıdı! Ama kendi oğlum ve gelinim beni yalnız bıraktı!” Gözleri yaşla doldu ama sesi kararlıydı: “O gün dedim ki, artık yeter. Bir adım daha atmayacağım.”

Fatma başını salladı: “Emine, küçük Elif’in ne suçu var?” Emine sessiz kaldı, vicdanı sızlasa da öfkesi daha baskındı. “Saygısızlık ettiler, Fatma. Hep ben koştum, onlar hiçbir şey yapmadı. Bu adaletsizlik! Şimdi nasıl hissettirdiğimi anlasınlar.”

Geceleri uyuyamıyordu. Bir yanda küçük Elif’in ağlamasını, ateşler içinde kıvranan Ayşe’yi düşünüyor; diğer yanda Murat’ın ve Ayşe’nin ihanetini hatırlıyordu. “Bunu kendileri seçtiler,” diye mırıldandı karanlıkta. Ama gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Kararının oğlu ve torunuyla arasındaki bağı koparabileceğini biliyordu, ama geri dönüş yoktu. “Adalet yerini bulmalı,” diyordu içinden, ama bir yerlerde, bu adaletin onu yalnızlığa mahkum edeceğinden korkuyordu.

Pencereden karlı sokaklara bakarken, doğru mu yapıyordu acaba? Kalbi, nankör insanlara ders verme arzusuyla onları sonsuza kadar kaybetme korkusu arasında parçalanıyordu. Elif’in doğumundaki sevincini, torununu kucağına almanın hayallerini hatırlıyordu. Ama oğlunun ve gelininin umursamazlığı bu sevinci öldürmüştü. Şimdi onlardan bir adım bekliyordu, ama telefon sessizdi. “Bu doğru mu?” diye soruyordu kendine, ama cevap veren yoktu…

Rate article
Lifequest
Kısasa Kısas: Duyarsızlığın Bedeli