Kayınvalide Geliyor, Torunla Oynayıp Gidiyor – Bense Hazırla, Temizle, Gülümse…

Kaynana gelir, çocukla biraz oynar—sonra mutlu mesut gider. Bense hazırlan, temizle, gülümse…

“Ha bir de hafta sonları torunlarımla ilgilenmek istemiyorum” başlıklı yazıyı okuduğumda, “Bu tam da benim hayatım!” diye düşündüm. Konu, özellikle “küçük çocuklu ev hanımı ve kaynanasıyla iç içe geçmiş bir hayat” sürenler için acı bir şekilde tanıdık geldi.

Oğlum henüz bir yaşında bile değil. Tek bir büyükannesi var—kocamın annesi, Lale Hanım. Emekli bir tiyatro sanatçısı, ama o dramatik ses tonu ve abartılı tavırları hâlâ yerli yerinde. Fırsat buldukça torununu ne çok sevdiğini anlatıyor. “Her zaman yanınızdayım, her zaman yardıma hazırım!” kulağa hoş geliyor, ama gerçek… hiç de öyle değil.

Erken emekliliğinden sonra bolca boş vakti oldu. İşte o yüzden sık sık geliyor. Ama yardım etmek için değil, beni birkaç saatliğine rahatlatmak için hiç değil—sadece “misafirliğe”. Üstelik hep hafta sonları, tam da kocam evdeyken. “Herkes bir arada olsun” diye seviyor. Bazen kayınbabasını da getiriyor, ama o ayrı bir âlem, kendi dünyasında yaşıyor, hatta ayrı odalarda uyuyorlar.

Bir düşünün: bebek ağlıyor, diş çıkarıyor, karnı ağrıyor, ben sinirden çatlıyorum, iki gecedir uyumadım, bir gölge gibi dolaşıyorum. Derken bana, “Yardım geliyor!” diyorlar—ve bu “yardım”, şık giyinmiş Lale Hanım’dan başkası değil, elinde oyuncaklar ve bir paket lokumla. En sevdiği koltuğa kuruluyor, torununu kucağına alıyor, fotoğraf çekiyor, öpüyor, gülüyor. Sorun yok gibi, ama aynı anda benim kusursuz bir ev hanımı gibi davranmam, tertemiz bir ev ve sıcak yemeklerle karşılamam bekleniyor.

Önceleri, gelmeden önce yerleri siler, kek, çorba, salata yapardım. Sonra anladım: dayanamıyorum. Bir kısmını kocama yıkmaya başladım. O da zavallı, haftanın yorgunluğundan sonra sadece sessizlik istiyor. Ama “annem geliyor” deyince her şey biter. Dinlenmeyi bırak, banyoyu ov, tozu al, çocuğun burnunu sil.

Kaynana hiçbir zaman, “Sen dinlen, ben çocukla ilgilenirim, git biraz uyu,” demek için gelmedi. Hayır. O eğlenmek için geliyor. Oynadı—ve gitti. Sıkıldı mı hemen çantasını alıp çıkıyor. Bazen yarım saat bile kalmıyor. Arkasında bana kalan: bir dağ bulaşık, yorgun bir çocuk ve sıfır rahatlama. Ama komşular övgü dolu: “İşte büyükanne dediğin böyle olur! Hep yanında, ne kadar şefkatli.” Evet, evet… yanında—ama gereken kişiyle değil.

“Yemek yapma, temizlik yapma, olduğu gibi görsün,” diyenler oldu. Ama bir de siz deneyin—her toz tanesine, yıkanmamış fincana o yargılayıcı bakışları atarken. Kocam da soruyor: “Haftada bir kere annemi ağırlayamaz mıyız?”

Ben suçlu hissediyorum. Sanki ben bencilim. Sanki çocuğumun büyükannesi olmasını istemiyormuşum gibi. Ama bu yardım mı? Bu, gösteriş için bir sevgi gösterisi. Toruncuğum, aile! Sonra—eve, dizilerin başına. Bense kirli tabaklarla, uykusuz gecelerle ve tükenmiş sinirlerle baş başa kalıyorum.

Gerçek yardım, büyükannenin torunu alıp bir günlüğüne evine götürmesidir. Gerçekten bir nefes aldırmasıdır. Mutfağında tiyatro oyunu sahnelemesi değil. Evet, zorunda değil. Ama ben de her pazar öğleninde resepsiyon düzenleyecek bir hizmetçi değilim. Ben bir anneyim. Yorgun, uykusuz ve ayakta zor duruyorum. Herkes onun ne harika bir büyükanne olduğunu söylerken, ben sadece tek bir şey hayal ediyorum: bir hafta sonu kapı çalınmasın, kimse elinde bir kutu şekerle, “Ee, nasıl gidiyor?” diye sormasın.

Dinlediğiniz için teşekkürler…

Rate article
Lifequest
Kayınvalide Geliyor, Torunla Oynayıp Gidiyor – Bense Hazırla, Temizle, Gülümse…