Bugün günlüğüme döktüğüm şeyler, içimde birikmiş olanlar… Kayınvalidem, kendi kurallarını benim evimde uygulamaya karar verdi. Ona bu evin sahibinin kim olduğunu hatırlatmak zorunda kaldım.
Her şey, kayınvalidemin evime taşınmasıyla başladı. Bunu istediğimden değil, kocamın içten ricası yüzünden kabul ettim. Annesi zor durumdaydı, “Bir süreliğine kalsın,” dedi. Dişimi sıktım, ailenin huzuru için katlandım. Ama görünen o ki, o bunu çabuk unuttu.
Evde sanki kendi evindeymiş gibi davranmaya başladı. Oysa baştan tembihlemiştim: “Bu ev benim, kuralları da ben koyarım.” Onunla ilişkimiz hiç sıcak olmamıştı zaten. Ona göre, ben her zaman “asi gelin”dim. Bense onun baskıcı, her şeye karışan tavrından hep rahatsız olmuştum.
Kocama şikayet etmeye başladı. Neyse ki o mantıklı biri—boş laflarına kulak asmadı. Kayınvalidem, evin bana ait olmasını bir türlü hazmedemiyordu. İstediği gibi hükmedememek onu deli ediyordu.
Onun bir de küçük kızı var—Gülay, benden dört yaş küçük. Geçen yıl hamileyken evlendi. Damatla birlikte kayınvalidesinin evine yerleştiler ama dayanamayıp altı ay sonra çocukla birlikte kaçıp annesine sığındı. Kayınvalidem ağlayıp sızlayarak anlatıyordu:
“Kızımı perişan ettiler! O kadın yılan gibi, nefes aldırmıyor, aşağılıyor! Geline böyle davranılır mı?”
İçimden güldüm. Çünkü o “korkunç” kayınvalide, aynen kendisi gibiydi. Aynanın karşısına geçip kendine bakıyordu. Hak ettiğini bulmuştu.
Gülay boşanmadı, kocası para göndermeye devam etti. Bir ay sonra damat da peşinden geldi—bu sefer kayınvalidemin küçücük evine. Tabii yer yok, kayınvalide mutfakta yatıyor. Damatla da geçinemiyor, en komiği Gülay annesine karşı kocasının yanında duruyor:
“Anne, ailemi bozma!”
O zaman kayınvalideme açıkça söyledim:
“Belki de kendi evlerini tutmalarını söylersiniz?”
“Neyle tutsunlar? Gülay doğum izninde, kocası da asgari ücretle çalışıyor. Ne kirası?”
“Bu onların sorunu. Bizimle hiç ilgisi yok.”
Ama kayınvalidem bize daha sık gelmeye başladı. Önce kaderine ağladı, sonra mutfak sedirinde uyumaktan belinin ağrıdığını söyledi, sonra damatla kavgalarından bahsetti. Derken patlattı:
“Artık dayanamıyorum! Sizinle kalabilir miyim? Kısa bir süreliğine!”
Reddetmek istedim. Ama kocam yalvardı:
“Annem sadece iki ay kalacak. Gülay’la konuştum, yakında ev tutacaklar.”
Pes ettim. Ama kuralları baştan koydum. Kayınvalide, “Tabii kızım, sen bilirsin,” diye kafa salladı. İlk iki hafta uslu durdu. Sonra işler değişti.
Evdeki her şeye müdahale etmeye başladı. Kendi örtülerini seriyor, resimlerin yerini değiştiriyor, perdeleri beğenmiyordu. Önce sabrettim. Sonra kocama şikayet ettim. O konuştu ama fayda etmedi. Aylar geçti, “geçici” altı ay oldu. Gülay’ın, tahmin ettiğim gibi, taşınmaya niyeti yoktu.
Kayınvalidem bana daha çok takılmaya başladı: “Suyu boşa harcıyorsun!”, “Yemek yapmayı bilmiyorsun!”, “Temizlikten anlamıyorsun!” Bir gün tüm deterjanlarımı çöpe attı, gri bir sabun aldı, evin içi kötü koktu. “Kimyasallar zehir, eski usul temizlik yapacağız!” dedi.
Buzdolabındaki yemekleri de atıyordu, bazen yeni pişirdiklerimi bile. “Enerjisi bozuk,” ya da “Oğluma zararlı,” diyordu. Artık patladım. Kocama koşmadım, ağzıma geleni söyledim:
“Burası BENİM evim. Sizi geçici olarak misafir ettim. Süreniz doldu. Toplanın ve kızınızın yanına dönün. Bana ikinci bir anne gerekmiyor. Kendi hayatımı kendim yönetirim, kimse bana evimde ne yapacağımı söyleyemez!”
Kayınvaldem surat astı. Kocam gelince bana şikayet etti. O ise ellerini açıp, “Ben karışmam,” dedi.
Bunun üzerine son kozunu oynadı: “Ben daha yaşlı ve bilgeyim,” “Bana minnet duymalısın,” dedi. Ama ben son noktayı koydum:
“Minnet mi? Evimi cehenneme çevirdiğin için mi? Hayatıma karışmanızı istemedim. Kendi evimi bir akıl hastanesine çevirmenize asla izin vermem!”
Bir ay süre verdim. Kendi sorunlarını kendileri çözsünler. Neden onların kaosuna esir olayım? Kendi kızını bile yönetemeyen biri, şimdi benim hayatımı mahvetmeye çalışıyor.
Hayır, teşekkürler. Bu kadarı yeter. Benim evim, benim kurallarım.




