Dünya Gibi Bir Başarısızlık mı Yoksa Epik Bir Kutlama mıydı?

Dün doğum günümdü ve dürüst olmak gerekirse, hâlâ bunun büyük bir fiyasko mu yoksa hayatımın en efsane partisi mi olduğuna karar veremiyorum.

Her şey, saf bir ruh olarak organizasyonu en iyi arkadaşım Ayşe’ye emanet etmemle başladı. Bana her şeyin “harika” olacağına, sofraların leziz yemeklerle dolup taşacağına ve konukların bayılacağına dair yeminler etmişti. Tabii, Ayşe! İşten eve döndüğümde karşılaştığım manzara, tam da başarısız partileri konu alan bir komedi filminden fırlamış gibiydi.

Salonun ortasındaki masada tam bir kaos hüküm sürüyordu. Biraz kurumuş salam ve peynir dilimleri, kimsenin dokunmadığı anlaşılan zeytinlerle karışmıştı. Salatalık, domates ve cansız bir dolmalık biber, sanki geçen pazartesinden beri orada öylece bekliyor gibiydi. Ayşe’nin buzdolabında bulduğu her şeyi masaya koyup “özel menü” diye sunduğundan şüpheleniyordum. Şarap, meyve suyu ve gazlı içecek şişeleri rastgele dizilmiş, bazıları yarı yarıya boşalmıştı. Belli ki biri partiye bensiz başlamıştı.

Ayşe kapıda beni karşılarken yüzü Yılbaşı ağacı gibi parlıyordu. “Nasıl, süper değil mi?” diye sordu, mutlulukla bu mutfak felaketine işaret ederek. Şaşkınlığımı belli etmemeye çalışarak başımı salladım. Bu kadar çaba gösteren bir arkadaşını kırmak istemezdim. Ama aklımdan geçen tek şey şuydu: “Kim doğum gününde bayatlamış salam yer ki?”

Kardeşim Murat, her zamanki gibi bu absürt şölene kendi katkısını yapmaktan geri kalmadı. Görünüşe göre maceralı bir yolculuk geçirmiş bir pasta getirmişti. Kutu buruşmuş, krema kapağın içine bulaşmış, üzerindeki “Doğum Günün Kutlu Olsun!” yazısı ise Picasso’nun soyut bir tablosunu andırıyordu. “Kendim seçtim!” diye gururla açıkladı, pastayı masaya koyarken. Bu şahesere bakıp mumları olduğu gibi yakmaya karar verdim; belki loş ışıkta kimse perişan halini fark etmezdi. Ama Murat o kadar mutluydu ki onu hayal kırıklığına uğratamazdım. Sonuçta o benim kardeşim ve coşkusu her zaman hatalarını telafi ediyordu.

İş arkadaşım Elif de boş durmadı. Bana, paketi hafifçe yıpranmış bir kozmetik seti hediye etti. “Bana göre sana çok yakışır!” dedi, öyle içten gülümsedi ki kırılamazdım. En azından banyo rafıma yeni bir şey eklenmiş oldu. Ama açıkçası, bu “açan çiçekler” kokulu kremin yapış yapış olacağını ve rimelin kurumuş çıkacağını şimdiden tahmin ediyordum. Neyse, detaylara takılmayalım.

Konuklar da renk kattı. Biri karaoke getirmişti ve yarım saat içinde ev, doksanların hitlerinin yanlış notalarla söylenmesiyle inliyordu. Birkaç kadeh şarabın etkisiyle Ayşe, kendini Whitney Houston’ın reenkarnasyonu sanmış, “I Will Always Love You”yu o kadar coşkuyla söyledi ki komşular hâlâ o performansı konuşuyordur. Murat da geri kalmadı, “Çayelinden Öteye” şarkısıyla herkesi kahkahaya boğdu.

Gece yarısına doğru masanın hali daha da içler acısıydı, ama ortam bir harikaydı. Komik hediyelere gülüyor, eski anıları yâd ediyor ve en komik içki şerefine yarışıyorduk. Kazanan, bana “bavula sığmayacak kadar mutluluk, ama tuğla dolu bir bavul kadar da ağır olmasın” dileyen Elif oldu. Ne demek istediğini hâlâ tam anlamış değilim ama kulağa müthiş gelmişti.

Konuklar dağılmaya başladığında, salonun dağınıklığına baktım ve bu doğum gününü asla unutamayacağımı anladım. Evet, masa hayal ettiğim gibi değildi, pasta bir deprem kurbanına benziyordu ve hediyeler şaşkınlıktan çok soru işareti uyandırdı. Ama öylesine kahkaha, sıcaklık ve komik anılar vardı ki bu geceyi hiçbir şeye değişmezdBir dahaki doğum günümde ne tür şaşırtıcı sürprizlerin beni beklediğini düşünerek gülümsedim.

Rate article
Lifequest
Dünya Gibi Bir Başarısızlık mı Yoksa Epik Bir Kutlama mıydı?