On yıldır evliyim ve kayınvalideme büyük saygı duyup onu seviyorum.

On yıldır Emre’yle evliyim ve kayınvalidem Aysel Hanım’ı içtenlikle sayıyor, hatta seviyorum. Şefkatli, ilgili bir kadın; çocuklara bakmaya her zaman hazır ya da bizi o meşhur börekleriyle şımartmayı sever. Ama bir alışkanlığına bir türlü alışamadım – salata kasesine kaşığı hep saplıyor! Öyle bırakmıyor, tam bir dağa bayrak diker gibi ortasına saplıyor. Bu Ramazan Bayramı’nda yine onun geniş sofrasında toplanacağız ve şimdiden bu mutfak ritüeline zihnen hazırlanıyorum. Ama dürüst olmak gerekirse, bu küçük detaylar aile buluşmalarımıza renk katıyor ve bu sıcak anları onsuz düşünemiyorum.

Aysel Hanım saygı duyulmayı hak eden bir kadın. Emre’yle yeni evlendiğimde, her gelin gibi biraz çekiniyordum kayınvalidemden. Arkadaşlarımın “etekli canavarlar” hikayelerini duymuştum ama o tam tersi çıktı. Beni gülümseyerek karşıladı, meşhur elmalı kurabiyesinin tarifini öğretti ve asla istenmeyen tavsiyelerde bulunmadı. Çocuklarımız Ece ve Can doğduğunda, onlar için harika bir büyükanne oldu: onlarla oynuyor, masallar okuyor, gizli şeker stokundan ikram ediyor – ki bu çocuklar arasında efsanevi bir şöhrete sahip. Gerçekten böyle bir kayınvalideye sahip olduğum için şanslıyım. Ama şu salatadaki kaşık meselesi… İşte bu benim kişisel kabusum.

Her şey ilk aile yemeğimizde başladı. Daha nişanlıyken Emre’yle davetliydik. Aysel Hanım sofrayı bir şölen gibi hazırlamıştı: Rus salatası, kısır, etli dolma, fırında hindi – her şey mükemmeldi. İyi bir misafir olmak için salataları övdüm ve tabağıma almaya uzandım. O anda gördüğüm şey şok ediciydi: Rus salatasının tam ortasında, bir gökdelendeki anten gibi dikilen kocaman bir kaşık! O an bir kaza olduğunu düşündüm, nazikçe çıkarıp kenara koydum. Ama beş dakika sonra Aysel Hanım geçerken tekrar sapladı! “Böyle daha kolay olur, Aslı, çekinmeden al!” dedi gülümseyerek. Ben sadece başımı salladım ama içimde bir kültür şoku yaşanıyordu.

O günden beri bu kaşık benim kaderim oldu. Her bayramda – Kurban, Ramazan, doğum günleri – salataların içinde kaçınılmaz bir misafir gibi beliriyor. Bazen Rus salatasında, bazen kısırda, hatta bir keresinde Yunan salatasında bile gördüm – sanki zeytin ve beyaz peynir arasında kaybolmuş bir uzaylı gibi duruyordu! Mücadele ettim: çıkardım, peçetenin üstüne koydum, önceden tabaklara paylaştırmayı teklif ettim. Ama Aysel Hanım kararlı. “Aslı, bu bir gelenek!” diyor. “Bizim ailede hep böyle yapılır!” Emre gülüyor: “Anne, kim salataya kaşık saplar artık?” O ise cevap veriyor: “Siz gençler gerçek sofra adabını bilmiyorsunuz!”

Şimdi Ramazan Bayramı’nı düşününce gözümün önüne yine o sofra geliyor. Aysel Hanım her zamanki gibi başköşede, bayramlık önlüğü ve ışıldayan gülüşüyle oturacak. Masada pide, boyalı yumurtalar, et tabağı ve tabii ki o meşhur salataları – ortalarında dimdik duran kaşıklarıyla. Emre’yle dalga geçiyorum, ona bir kaşık standı hediye edelim diye – belki böylece kaşıkları saplamaktan vazgeçer. Ama dürüst olayım, bu alışkanlık artık aile folklorumuzun bir parçası oldu. Kızımız Ece bir keresinde büyükannesini, elinde dev bir kaşıkla salata kasesinin başında çizmişti – hepimiz kahkahalara boğulduk, Aysel Hanım da dahil!

Kayınvalidemin evindeki bayram buluşmaları her zaman özeldir. Bütün aileyi toplar: biz, çocuklar, Emre’nin kız kardeşi ve eşi, kuzenler, komşular… Masa öyle doludur ki örtüsü görünmez, yemekler bir hafta yetecek kadardır. Aysel Hanım telaşlıdır, tabakları doldurur, gençlik hikayelerini anlatır. Ona bakıp şaşırıyorum: Bu enerji nereden geliyor? Hem pideleri pişirir, hem yumurtaları boyar, hem de torunu Can’la “yumurta tokuşturma” yarışı yapar. Ben bir gün yemek yapmaktan bitap düşerken…

Geçen bayram ona yardım etmeye karar verdim, belki kaşık meselesini kontrol altına alabilirim diye. Ama nafile! Ben sebzeleri doğrarken o çoktan salataları hazırlamış ve her birine birer kaşık saplamıştı bile. “Böyle daha güzel duruyor!” dedi, gururla eserine bakarak. İçimden bir “oh” çektim ve kabullendim: Neyse, bırakalım. Sonuçta bu onun evi, onun kuralları. Ben de lezzetli yemeklerinin tadını çıkarıp bu mutfak “bayraklarına” aldırmamaya çalışıyorum.

Bazen düşünüyorum: Acaba bu kaşık sadece bir alışkanlık mı, yoksa bir sembol mü? Belki de Aysel Hanım için bu, “Ben sizi doyururum” demenin bir yolu? Emre’ye sordum, bu adet nereden geliyor diye. Omuz silkti: “Annem misafirlerin daha çabuk yemeye başlayacağını düşünüyor. Zaten herkesi tıka basa doyurmaya bayılır.” Haklıydı da. Kayınvalidemin sofrasından aç kalkmak mümkün değil. Yemeğe en mızmızlanan oğlumuz Can bile onun köftelerini iki gözü kapalı yiyor.

Artık bayram hazırlıklarında kaşığa karşı savaşmıyorum. Bu, bayramın olmazsa olmaz bir parçası gibi. Gözümün önüne oturduğumuz sofra geliyor: Aysel Hanım yumurtaları nasıl boyadığını anlatırken, Ece ve Can kimin yumurtasının daha sağlam olduğunu tartışırken, Emre, ben salatadan kaşığı çıkarırken bana göz kırpacak… Ve bilirsiniz, bu düşünce içimi ısıtıVe biliyorum ki o kaşık her zaman orada olacak, tıpkı Aysel Hanım’ın sevgisi ve ailemizin sıcaklığı gibi.

Rate article
Lifequest
On yıldır evliyim ve kayınvalideme büyük saygı duyup onu seviyorum.