Eskiden, kayınvalidem Ayşe Hanım, annesi, büyükannesi Fatma Nine’nin olduğu köye taşınacağını ve evini bize, Murat’la bana bırakacağını söyleyince sevinçten havalara uçtum. Kendi evimiz! Geniş, bahçeli, sundurmalı, çocuklarımızı büyüyebileceğimiz ve hafta sonları mangal keyfi yapabileceğimiz bir yer—rüya gibiydi! Murat’la birlikte odaları nasıl düzenleyeceğimizi, duvarları hangi renge boyayacağımızı ve dostları evimize nasıl çağıracağımızı hayal ediyorduk. Fakat anlaşılan o ki, Ayşe Hanım ne köyde ne de başka bir yerde rahat durmaya niyetliydi. Sürekli geri dönüyor, evimizi altüst ediyordu ve artık bu çileden nasıl kurtulacağımı bilemiyordum. Kayınvalidem enerjik bir kadındı elbet, ama alışkanlıkları ve bitmek bilmeyen ziyaretleri hayallerimizi sonu gelmez bir sirke çevirmişti.
Her şey altı ay önce başladı. Altmışını geçmiş olan Ayşe Hanım, bir anda seksen beş yaşındaki annesi Fatma Nine’ye daha yakın olmak istediğine karar verdi. “Anneme yardım etmeliyim,” dedi kararlı bir sesle. “Size de ev lazım olur.” Murat’la ben sevinçten uçuyorduk. Ev büyük, sağlam, bahçeli ve hatta bahçede yaşlı bir elma ağacı vardı. Hemen tadilat planları yapmaya, oğlumuz için bir çocuk odası, Murat için bir çalışma odası hayal etmeye başladık. Ayşe Hanım eşyalarını toplayıp bize yarısını bırakarak, üç saat uzaklıktaki köye gitti. O zaman içimden “İşte şimdi rahata ereceğiz!” diye düşünmüştüm. Ne büyük bir yanılgıymış.
Taşındıktan iki hafta sonra kayınvalide kapımızda belirdi. “Şehri özledim!” diyerek dev bir bavul sürüklüyordu. Saf ben, birkaç günlüğüne geldiğini sandım. Ama hayır, Ayşe Hanım bir ay kaldı. Ve bu bir ay içinde salonun tüm eşyalarını “enerjisi için daha iyi” diye yeniden dizdi, saksı çiçeklerimi “yanlış suluyorsun” diyerek yerlerini değiştirdi, hatta öyle yemekler pişirmeye başladı ki Murat yemek saatlerinde ortadan kayboluyordu. Onun meşhur yemeği, o kadar çok soğanlı bir çorbaydı ki mutfağa yaklaşırken gözleriniz yaşarırdı. Usulca kendi düzenimize alışmak istediğimizi ima ettim, ama o elinin tersiyle itti: “Kader, sen daha gençsin, ev işlerini öğrenirsin!”
Bir süre sonra dayanamadım. “Ayşe Hanım,” dedim, “ev için minnettarız, ama artık burası bizim evimiz, bize kendi düzenimizi kurma şansı verin.” O ise gülümseyerek, “Aman Kader, mızmızlanma, sizin iyiliğiniz için çabalıyorum!” deyip köye döndü. Rahat bir nefes aldım, bunun tek seferlik bir istila olduğunu düşünerek. Ama nafile.
O günden sonra kayınvalidemin ziyaretleri hiç bitmedi. Habersiz geliyor, bazen birkaç gün, bazen haftalarca kalıyordu. Ve her seferinde bir kasırga gibi esip geçiyordu. Ya bahçemizin “bakımsız” olduğuna hükmedip güllerimi “işe yaramaz” diyerek söküyor, ya da “temizlik” adı altında biriktirdiğim eski dergilerimi çöpe atıyordu. Bir keresinde köyden antika bir komodini “aile yadigârı” diye getirip salonun ortasına yerleştirdi. Murat gülerek “Anne, sen bir iç mimar gibisin!” diyordu, ama ben artık gülemiyordum. Sabrım tükeniyordu.
En komik olanı, köydeki her şey yolunda gidiyordu. Fatma Nine, yaşına rağmen dinçti—kendi bahçesini ekiyor, keçilerini sağıyor, hatta komşu kadınlarla dedikodu yapıyordu. Ama kayınvalidem “sıkılıyorum” diyerek sürekli “bizi kontrol etmeye” geliyordu. Kontrol etmek! Bir de oğlumu nasıl yetiştirdiğime dair nasihatlerini saymıyorum bile. “Kader, çok yumuşaksın, ev işlerine yardım etmeli!” diyordu, ama kendisi ona şekerler verip gece yarısına kadar çizgi film izlemesine izin veriyordu. Artık bu evin bizim olduğunu nasıl anlatacağımı bilemiyordum.
Geçenlerde dayanamayıp Murat’la konuştum. “Murat,” dedim, “annen bizi çıldırtıyor. Belki daha seyrek gelmesini rica edebiliriz?” O ise, “Kader, o bize yardımcı olmak istiyor. Sabret, köye alışacak,” dedi. Sabretmek mi? Ben artık sınırdaydım! Ayşe Hanım geçenlerde “bahçeye yardım etmek” için bütün yaz bizde kalacağını açıkladı. Üç ay boyunca onun “yardımını” düşününce panikledim. Dün telefon açıp köyde bulduğu “mükemmel köpeği” bize getireceğini söyledi. “Size bir arkadaş lazım!” diyordu. Murat sevinçten havalara uçtu, ama ben dehşete düştüm. Zaten kayınvalide formunda bir “arkadaş” yeter de artardı bile.
Artık bu sorunu nasıl çözeceğimi düşünüyorum. Belki ona şehirde bir kurs bulabilirim—nakış mı, dans mı, ne olursa, yeter ki meşgul olsun. Ya da bir tatil bileti hediye edip deniz kenarına gönderebilirim. Yoksa yakında ben başka bir ülkeye taşınmayı hayal etmeye başlayacağım. Şaka bir yana, durum gerçekten kontrolden çıkıyor. Murat annesiyle konuşacağına söz verdi, ama onu kıramayacağını biliyorum. Ben de kendime ve huzurlu bir aile yuvası hayalime acıyorum.
Acaba başkalarının da böyle kayınvalideleri var mı? Nasıl başa çıkıyorlar? Çünkü artık “Yorulmak Bilmez Kayınvalideyle Yaşam Rehberi” yazmaya hazırım. Şimdilik kendimi tutmaya çalışıyor, bu evin bizim olduğunu hatırlatıyorum. Ama o köpeği gerçekten getirirse, sanırım bavulları toplayıp köyün yolunu tutarım. Ya da en azından yaz bitene kadarArtık bu evde kimin söz sahibi olduğunu göstermenin zamanı geldi, diye düşündüm ve derin bir nefes aldım.




