Aşçıların Hayalindeki Mutfak

Bir Düş Gibi: Alev’in Mutfağında

Melih’le birlikte Alev’in dairesine adım atar atmaz, burnuma öyle bir koku çarptı ki neden geldiğimi unuttum. Yeni pişmiş etin, sıcacık böreklerin, havada dans eder gibi dalgalanan baharatların kokusu sarıp sarmaladı beni. Kapı eşiğinde durdum, gözlerimi kapayıp derin bir nefes aldım – bu, sıcak bir yuva, bayram coşkusu ve büyülü bir şeylerin kokusuydu. Masaya baktığımda ise dilim tutuldu. Öyle lezzetler vardı ki, sanki bir yemek müzesinden fırlamışlardı. Nereden başlayacağımı bilemedim: hayran mı kalsam, yoksa hemen tabağı mı kapışsam?

Alev, uzun zamandır arkadaşım, mutfakta her zaman usta oldu, ama bu sefer kendini bile geçmişti. Melih’le birlikte akşam yemeğine gelmiştik – “şöyle oturup sohbet edelim” diye çağırmıştı beni, özel bir sebep olmadan. Açıkçası basit bir şeyler bekliyordum: belki bir salata, fırında tavuk, çay ve kurabiye… Ama gördüklerim tam bir gastronomi şöleniydi. Masanın üstü lezzetlerle doluydu: çeşitli otlarla kaplı kızarmış et, biberiye kokulu fırın patatesler, tablo gibi dizilmiş sebzeler ve üzeri altın rengi kabukla kaplı, tarçın ve elma kokan bir börek. Üstelik üç çeşit sos, küçük zarif kaplarda duruyordu, her biri sonradan anladım ki birer şaheserdi.

“Alev, sen restoran mı açıyorsun yoksa?” diye pat diye sordum, gözlerimi bu ihtişamdan alamadan. Alev gülümsedi, elini salladı: “Ay, Deniz, sizi biraz şımartayım dedim. Oturun, hepsini deneyeceğiz!” Melih, genelde pek konuşmayan kocam, çatalına uzanmıştı bile, ama onu durdurdum: “Bekle, önce fotoğrafını çekeceğim, bunu sosyal medyaya atmalıyım!” Alev gözlerini devirdi ama belli ki hoşuna gitmişti. Her zaman böyledir işte – yüreğini koyar yemeğine, sonra da “önemsiz bir şey” diye geçiştirir.

Masaya oturduk ve gerçek bir ziyafet başladı. Eti ısırdığımda ağzımda eridi, sarımsak ve başka bir şeyin hafif dokunuşuyla… “Alev, bu nasıl bir sihir?” diye sordum. Gülerek, “Gizli malzeme… sevgi!” dedi. Tabii güldüm ama içten içe inandım da. Çünkü başka nasıl açıklardım domatesli, salatalıklı bir salatayı bile sanat eserine çevirmesini? Melih, her zamanki sessizliğini bozarak, “Alev, her gün böyle yemek yapıyorsan, ben buraya taşınırım,” diye attı ortaya. Hepimiz kahkahalara boğulduk, ama ben onun ikinci porsiyonu nasıl alacağını hesapladığını fark ettim.

Yemek yerken Alev her bir yemeği nasıl hazırladığını anlattı. Meğer bütün gün mutfaktaymış, bazı tarifler de babaannesinden kalma. “Bu börek,” dedi, “babaannemin her bayram yaptığıdır. Ben sadece biraz vanilya ve fazladan tarçın ekledim.” Dinlerken düşündüm: Bu sabrı nereden buluyor? Ben mutfakta bir saatten fazla dayanamam. Benim şaheserim makarna peynir… üstelik peynir önceden rendelenmişse. Onda ise bir lezzet senfonisi, hepsi öyle bir sevgiyle yapılmış ki insan sarılıp öpmek istiyor.

Ama en şaşırtıcı olan, Alev’in yarattığı atmosferdi. Yemekler değil, evin tamamı sıcaklık yayıyordu. Masada minik bir vazoda çiçekler, mumların ışığıyla yumuşak bir loşluk, hafif bir caz melodisi… Kendimi uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat hissettiğimi fark ettim. Melih bile, genelde yemekten sonra telefonuna gömülürken, oturmuş gülümsüyor ve gençlik hikayeleri anlatıyordu. Alev, sıradan bir akşamı bayrama çevirmeyi başarmıştı.

Böreğin ikinci dilimiyle bitki çayı arasında bir yerde sordum: “Alev, nasıl yetişiyorsun? İş, ev, üstüne böyle ziyafetler?” Düşündü, sonra, “Biliyor musun, Deniz, yemek yapmak benim için bir meditasyon gibi. Müziği açıyorum, sebzeleri doğruyorum, hamur yoğuruyorum – tüm dertler gidiyor. Sonra sizin afiyetle yediğinizi görüyorum, değdiğini anlıyorum,” dedi. Ona baktım ve düşündüm: Keşke bu yeteneğinin ve sabrının bir zerresi bende olsa. Belki o zaman ben de börek yapmayı öğrenirim, her fırsatta pizza sipariş etmek yerine.

Gitmek üzereyken Alev elime bir kap verdi, içinde börek ve et kalmıştı. “Alın,” dedi, “evde bitirirsiniz!” Reddetmeye çalıştım, ama ısrar etti: “Deniz, tartışma, sizin için yaptım zaten.” Melih’le dışarı çıktık ve o an anladım: Bu akşam sadece yemekle ilgili değildi. Dostlukla, sıcaklıkla, paylaşmanın güzelliğiyle ilgiliydi. Alev bana durup bir araya gelmenin, anın tadını çıkarmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı.

Şimdi düşünüyorum, Alev’i bize davet etmeliyim. Tabii içimde bir panik: Ne hazırlayacağım? BenBelki de en iyisi “Alev, bu akşam sen işi bana bırakma, gel bizimle kebapçıya gidelim” demek olacak.

Rate article
Lifequest
Aşçıların Hayalindeki Mutfak