30 Yıl Süren Kırgınlık

Otuz Yıllık Kırgınlık

Kayınvalidem, Emine Hanım, ile otuz yıldır konuşmuyoruz. Her şey, benimle Mehmet’in düğününde bize bir torba buğday ve birkaç eski tabak hediye etmesiyle başladı. O zamanlar genç, aşık, umut dolu bir kadındım ve bu “hediyeyi” yüzüme tükürülmüş gibi hissettim. Şimdi Mehmet, kocam, benden onunla ilgilenmemi istiyor çünkü artık yatağa bağımlı hale geldi. “Aylin,” diyor, “O benim annem, başka kim bakacak ona?” Ben de ona bakıp düşünüyorum: “Anneni görmek istemiyorum Mehmet. Yaşananlardan sonra böyle bir şeyi hak etmiyorum.” Yine de bu durum içimi kemiriyor. Bir yanda eski kırgınlığım, diğer yanda belki de bu hikayeye bir nokta koymanın zamanı geldiği hissi var.

Otuz yıl önce, Mehmet’le evlendiğimizde, dünyalar benimdi. Gençtik, cebimizde beş kuruş yoktu ama aşk her şeyden önemliydi. Düğünümüz mütevazı, küçük bir lokantaydı ama ailemle elimizden geleni yapmıştık. Annem ve babam bize mobilya parası verdiler, arkadaşlarımız tabak çanak aldılar ama Emine Hanım… Bize bir torba buğday ve üzeri çizik altı tabak verdi. “Evliliğe hazırlık olsun,” dedi, sanki elmas hediye etmiş gibi gülümseyerek. O an gözyaşlarımı zor tuttum. Pahalı bir hediye beklediğimden değil, kendimi hiçe sayılmış hissetmiştim. Sanki oğluna layık olmayan birisiydim.

Mehmet omuz silkti: “Aylin, üzülme, annem böyledir, kendi tarzında iyi niyetlidir.” Ama unutamadım. Emine Hanım başından beri beni beğenmediğini hissettiriyordu. Yemeklerime, ev düzenime, giyimime hep laf atardı. “Aylin, çorbanın içine neden pancar koymuyorsun? Bizim ailede böyle yapılmaz,” derdi, kendi evimde mutfağımın başında dikilirken. Her gelişi, asla geçemediğim bir sınav gibiydi. O düğün hediyesinden sonra ise tamamen konuşmayı kestim. Mehmet’e, “Ya bizim hayatımıza karışmayı bırakır, ya da onu görmek istemiyorum,” dedim. O beni seçti ve anlaştık: Emine Hanım sadece onu görecek, benimle değil. Otuz yıl boyunca bir kelime bile konuşmadık.

Yıllar geçti, Mehmet’le bir hayat kurduk. İki çocuk büyüttük, şehirde bir apartman dairesi, sonra da şehir dışında bir ev alabildik. Çalıştım, evi çekip çevirdim, zor zamanlarında Mehmet’in yanında oldum. Emine Hanım ise kendi hayatını yaşadı, küçük dairesinde, komşularıyla, bahçesiyle… Mehmet ona para, yardım götürdü ama ben hep uzak durdum. Böylesi beni rahatsız etmiyordu. Kendi yolunu seçmişti; oğluna layık olmadığımı düşünerek. Ama şimdi her şey değişti.

Geçen ay Mehmet kapıyı kara bulutlar altında çaldı. “Aylin,” dedi, “Annem felç geçirmiş, hareket edemiyor. Doktorlar bakıma ihtiyacı olduğunu söylüyor.” Üzüldüm, ama sonra ekledi: “Evimize almak istiyorum, senin yardımını bekliyorum,” deyince boğulacak gibi oldum. Ona mı yardım edecektim? Otuz yıl önce beni düğünümde rezil eden kadına mı? Hiç özür dilememiş, barışmaya çalışmamıştı. Mehmet’e baktım ve “Ciddi misin? Bütün yaşadıklarımızdan sonra ona bakıcılık mı yapacağım?” dedim. O ise annesinin yaşlandığını, yalnız bırakamayacağını, bunun ona karşı borcu olduğunu söylüyordu. Peki ya ben? Kendime, gururuma karşı borcum nerede?

Gece yarısına kadar tartıştık. Mehmet, onun annesi olduğunu, sonsuza kadar yaşamayacağını anlamamı istedi. Ben ise otuz yıllık kırgınlığı nasıl unutacağımı bilemediğimi söyledim. “Herkesin ortasında bana ‘beceriksiz’ dediğini hatırlıyor musun? Sanki dilenciymişim gibi buğday verdiğini?” diye bağırdım. Mehmet sadece başını salladı: “Aylin, bunlar geçmişte kaldı. O hasta, yardıma muhtaç.” Ama benim için geçmiş değil. Hâlâ kanayan bir yara.

Kızımızla konuştum, belki beni anlardı. Ama o da, “Anne, seni anlıyorum ama babaannem gerçekten zor durumda. Belki affetmeyi deneyebilirsin?” dedi. Affetmek kolay söyleniyordu. Kötü biri değilim, Emine Hanım’a kötülük dilemiyorum ama onu her gün görmek, yemeğini hazırlamak, yatağını toplamak bana ağır geliyor. Mehmet’e bir bakıcı tutmayı ya da iyi bir huzurevine yerleştirmeyi önerdim. Ama o ısrarla, “O aileden biri, bizimle olmalı,” diyordu. Peki ben? Ben aileden değil miydim? Neden benim hislerim önemsenmiyor?

Şimdi bir çıkmazdayım. Bir yandan Mehmet’in acısını görüyorum, annesini seviyor. Onu seçim yapmak zorunda bırakmak istemiyorum. Diğer yandan, beni hiç aileden görmeyen bir kadın için huzurumu feda edemem. Belki barışırız, özür dilerse diye düşündüm. Ama sonra anladım ki, yatalak bir insandan özür beklemek ne kadar anlamsız. Ben de hasta birine kin beslemek istemiyorum.

Şimdilik düşünmek için zaman istedim. Mehmet kabul etti ama gözlerindeki kırgınlığı görmemek mümkün değil. Ben ise… sadece yorgunum. Bu kırgınlığı taşımaktan, suçlu hissetmekten yoruldum. Belki gerçekten fazla kin tutuyorumdur? Ama otuz yıllık küçümsenmeyi nasıl unutabilirim? Ne yapacağımı bilmiyorum. Belki zaman gösterecek. Şimdilik tek istediğim, içimde bir kırıntı barış bulabilmek. Mehmet için, aile**”Belki de affetmek, geçmişin yükünü taşımaktan daha hafif bir yoldur.”**

Rate article
Lifequest
30 Yıl Süren Kırgınlık