Artık Hafta Sonları Çocuklara Gitmiyorum

Artık hafta sonları çocuklarımın yanına gitmiyorum.

Yetmiş iki yaşındayım ve ailemde gördüklerim yüreğimi acıtıyor, içimi hüzün kaplıyor. Bu yüzden zor ama kesin bir karar aldım: Torunum Ali’yi görmek ve onunla vakit geçirmek için hafta sonları artık onların evine gitmeyeceğim. Yeter! Kendimi onların evinde istenmeyen bir misafir gibi hissetmekten bıktım. Beni görmek istiyorlarsa, gelsinler. Kendimi zorla kabul ettirmeye çalışmaktan, sadece benim umursadığım buluşmalara adeta yalvarmaktan vazgeçtim. Yüreğim parçalanıyor ama başka çarem yok—artık kendime saygı duymalıyım, yalnız kalsam bile.

Yıllarca ailem için yaşadım. Oğlum Emre’yi büyüttüm, elime ne geçtiyse verdim. Aslı’yla evlendiğinde sevindim: Akıllı, becerikli bir kızdı. Ali doğduğunda ise yeniden canlandım sanki. Her hafta sonu otobüse biner, şehrin bir ucundan diğerine gider, onunla vakit geçirirdim. Getirdiğim tatlılar, yaptığım elmalı kekler, oyunlar, masallar… Ali altı yaşında, enerjisi tükenmeyen, meraklı bir çocuk. Bu buluşmaların hepimiz için önemli olduğunu düşünürdüm. Ama zamanla bir şeylerin değiştiğini fark ettim.

İki yıl önce başladı her şey. Emre ve Aslı gitgide uzaklaştı. Gittiğimde hep meşguller: Telefon, bilgisayar, iş… “Anne, sen Ali’yle otur, bizim işimiz var,” derdi Emre, ben de torunumla kalır, onların “önemli” meselelerini çözmelerini beklerdim. Aslı bazen çay bile ikram etmez, sadece, “Ayşe Teyze, mutfakta keklerin duruyor, istersen al,” derdi. Benim keklerim mi? Onlar için getirirdim onları, şimdi sanki yabancı birine ikram ediyorlar. Ses çıkarmadım, kavga istemedim, ama her seferinde yüreğim kanadı.

Geçen ay bardağı taşıran damla oldu. Her zamanki gibi cumartesi günü geldim, çantam hediyelerle doluydu. Ali koşup sarıldı, Aslı ise bana bakıp, “Ayşe Teyze, önceden haber verseniz ya. Bugün AVM’ye gitmeyi planlamıştık,” dedi. Plan mı? Ben artık planlarınızın bir parçası değil miyim? Ali’yi de yanlarında götürebileceklerini söyledim, ama Emre elini salladı: “Boş ver anne, sen onunla kal, biz hemen döneriz.” Hemen mi? Beş saat sonra geldiler, ben o sürede Ali’yi oyaladım, yemek yaptım çünkü buzdolabı bomboştu. Döndüklerinde bir teşekkür bile etmediler, Aslı sadece, “Hâlâ burada mısınız? Siz gidersiniz diye düşündük,” diye mırıldandı.

Eve gittim, ama içimde bir türlü rahat edemedim. Eski koltuğuma çöktüm, Ali’yle birlikte kartopu oynadığımız fotoğrafa baktım ve ağladım. Neden bu kadar dışlanmış hissediyordum? İyi bir anne, iyi bir nine olmak için çabaladım, ama şimdi beni bedava bir bakıcı gibi görüyorlar. Emre’yle eskiden ne kadar yakındık, bana hayallerini anlatırdı. Şimdi “Nasılsın?” bile sormuyor. Aslı kötü biri değil belki, ama soğukluğu içimi donduruyor. Ve anladım: Daha fazla böyle devam edemem.

Ertesi gün Emre’yi aradım ve dedim ki: “Artık hafta sonları gelmeyeceğim. Beni görmek isterseniz ya da Ali’yle vakit geçirmemi isterseniz, bana gelin. İstenmeyen misafir gibi hissetmekten yoruldum.” Şaşırdı: “Anne, ne diyorsun? Gel tabii ki, Ali seni çok seviyor.” Seviyor mu? Peki sen, Emre, seviyor musun? Tartışmaya girmedim, sadece tekrar ettim: “Kapım açık, ama ben artık yola düşmeyeceğim.” Aslı duyunca sadece burun kıvırdı: “Peki, nasıl isterseniz Ayşe Teyze.” Hepsi bu. Ne bir kelime, ne de anlamaya çalışma.

Şimdi hafta sonları evde tek başıma oturuyorum ve sessizlik üzerime çöküyor. Ali’nin kahkahasına, sorularına, “Büyükanne, hadi oku!” diye koluma asılışlarına alışmıştım. Ama kendimi değer görmediğim bir yere zorla davet ettiremem. Genç değilim, kalbim sıkışıyor, bacaklarım ağrıyor, ama onlar şehrin öbür ucuna yüklenip gelmenin ne kadar zor olduğunu düşünmüyor bile. Komşu Fatma Teyze duyunca, “Haklısın Ayşe, bırak kendileri zahmet etsinler. Alışmışlar senin sırtından geçinmeye,” dedi. Ama onun sözleri içimi hafifletmedi. Ali’yi özlüyorum, Emre’yi, hatta buz gibi davransa bile Aslı’yı bile.

İki hafta geçti, kimse gelmedi. Emre bir kez aradı, kararımdan dönüp dönmediğimi sordu. “Adresimi biliyorsun,” dedim. “İşler çok yoğun,” diye mırıldanıp kapattı. Ali’nin “Büyükanne neden gelmiyor?” diye sorduğunu duydum, Aslı da “Büyükanne dinleniyor,” demiş. Dinleniyor mu? O çocuğun hasretiyle uykularım kaçıyor! Ama pes etmeyeceğim. Saygıyı hak ediyorum, çağrıldıkça gelen bir bakıcı değilim. Aile olmak istiyorlarsa, bunu göstermeliler.

Bazen kendimi suçluyorum: Belki de fazla sert oldum? Ali için katlanmalı mıydım? Sonra kayıtsızlıklarını hatırlıyorum ve kararlılığım yeniden geliyor. Sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir nine olmak istemiyorum. Hayatlarının bir parçası olmak istiyorum, hizmetçileri değil. Evim açık, çay demli, kekler fırında. Ama artık adım atmaları gereken onlar. Bekleyeceğim—ne kadar sürerse sürsün. Belki de beklemeyeceğim. Belki artık kendim için yaşamayı öğrenmeliyim, acıtsa bile…

Rate article
Lifequest
Artık Hafta Sonları Çocuklara Gitmiyorum