Artık Hafta Sonları Çocuklara Gitmiyorum

Artık hafta sonları çocuklarıma gitmiyorum

Ben yetmiş iki yaşında bir kadınım ve ailemde gördüklerim beni derinden üzüyor. Bu yüzden zor ama kesin bir karar aldım: Torunum Can’ı görmek için hafta sonları onlara gitmeyi bırakıyorum. Yeter artık, kendimi onların evinde istenmeyen bir misafir gibi hissetmekten yoruldum. Beni görmek isterlerse, artık kendileri gelsinler. Kendimi ezdirip, sadece benim istediğim buluşmalara razı olmayacağım. Kalbim kırık ama başka çarem yok—kendi değerimi bilmek zorundayım, yalnız kalsam bile.

Yıllarca ailem için yaşadım. Oğlum Emre’yi büyüttüm, ona elimden gelen her şeyi verdim. Gamze ile evlendiğinde sevinmiştim: Akıllı, becerikli bir kızdı. Can doğduğunda ise yeniden canlanmıştım sanki. Her hafta sonu otobüse atlar, şehrin öbür ucuna torunumu görmeye giderdim. Getirdiğim çikolatalar, yaptığım elmalı kurabiyeler, onunla oynadığımız oyunlar, okuduğumuz masallar… Can altı yaşında, hareketli, meraklı bir çocuk ve bu buluşmaların hepimiz için önemli olduğunu sanıyordum. Ama zamanla bir şeylerin değiştiğini fark ettim.

İki yıl önce başladı her şey. Emre ve Gamze gitgide soğuklaştı. Gidiyorum, telefonla konuşuyorlar ya da bilgisayar başındalar. “Anne, Can’la biraz ilgilenir misin, işimiz var,” diyor Emre, ben de torunumla oturuyorum onlar “önemli” işlerini hallederken. Gamze bazen çay bile ikram etmiyor, “Ayşe Teyze, mutfakta kurabiyeler duruyor, isterseniz alın,” diyor. Benim kurabiyelerim? Onlar için getirdiğim kurabiyeleri bana sunuyor, sanki bir misafiremişim gibi? Kavga çıkarmamak için sustum ama her seferinde içim acıdı.

Geçen ay bardağı taşıran son damla oldu. Her zamanki gibi Cumartesi günü, çantalar dolusu ikramlarla vardığımda Can sevinçle bana koştu. Ama Gamze bana bakıp, “Ayşe Teyze, önceden haber verseniz olmaz mı? Bugün AVM’ye gitmeyi planlamıştık,” dedi. Plan mı? Ben onların planlarının bir parçası değil miyim? Can’ı bırakıp gitmelerini, benim onunla ilgilenebileceğimi söyledim ama Emre elinin tersiyle itti: “Boş ver anne, sen otur, biz hemen döneriz.” Hemen mi? Beş saat sonra döndüler, ben tüm bu sürede Can’ı oyaladım, yemek yaptım çünkü buzdolabı bomboştu. Geldiklerinde bir teşekkür bile etmediler, Gamze sadece “Hala burada mısınız? Gittiğinizi sanmıştık,” diye mırıldandı.

Eve gittim ama rahat edemedim. Eski koltuğuma çöküp Can’la birlikte kartopu oynadığımız fotoğrafa bakarken ağladım. Neden bu kadar değersiz hissediyorum? Hep iyi bir anne, iyi bir nine olmaya çalıştım ama şimdi beni ücretsiz bir bakıcı gibi görüyorlar. Emre’nin eskiden bana her şeyini anlattığını, hayallerini paylaştığını hatırladım. Şimdi ise “Nasılsın?” diye sormuyor bile. Gamze kötü niyetli değil belki ama bu soğukluğu içimi yakıyor. Ve anladım: Artık böyle devam edemem.

Ertesi gün Emre’yi aradım: “Emre, artık hafta sonları gelmeyeceğim. Beni görmek ya da Can’ı getirmek isterseniz, siz gelin. İstenmeyen misafir gibi hissetmekten yoruldum,” dedim. Şaşırdı: “Anne, ne oldu? Gel işte, Can seni çok seviyor.” Seviyor mu? Peki ya sen, Emre? Tartışmaya girmedim, tekrar ettim: “Kapım açık, ama ben artık yola düşmeyeceğim.” Gamze duyunca hafifçe güldü: “Peki Ayşe Teyze, nasıl isterseniz.” Hepsi bu. Bir kelime bile etmediler, anlamaya çalışmadılar.

Şimdi hafta sonları evde oturuyorum ve sessizlik ağır geliyor. Can’ın kahkahasına, sorularına, “Büyükanne, hadi oku!” diye elimi çekişine alışmışım. Ama kendimi değersiz hissettiğim bir yere zorla gitmeyeceğim. Genç değilim, kalbim sıkışıyor, bacaklarım ağrıyor, şehrin öbür ucuna torba torba eşyayla gidip gelmek zor geliyor. Komşum Gül Hanım duyunca, “Haklısın Ayşe, kendileri yesinler kurabiyelerini!” dedi. Ama onun tesellisi yetmiyor. Torunumu, oğlumu, hatta buz gibi Gamze’yi bile özlüyorum.

İki hafta geçti, kimse gelmedi. Emre bir kez aradı, kararımdan dönüp dönmeyeceğimi sordu. “Adresimi biliyorsun,” dedim. “Meşgulüz,” diye mırıldandı ve kapattı. Can’ın “Büyükanne niye gelmiyor?” diye sorduğunu duydum, Gamze ise, “Büyükanne dinleniyor,” demiş. Dinleniyor mu? Gece uyuyamıyorum, o çocuğun hasretiyle yanıyorum! Ama pes etmeyeceğim. Saygıyı hak ediyorum, çağrıldıkça gelen bir dadı değilim. Aile olmak istiyorlarsa, bunu göstermeliler.

Bazen kendimi suçluyorum: Belki çok sert oldum? Belki Can için katlanmalıydım? Ama sonra o umursamaz bakışlarını hatırlıyorum ve kararlılığım geri geliyor. Sadece ihtiyaç duyulduğunda akla gelen bir nine olmak istemiyorum. Onların hayatının bir parçası olmalıyım, hizmetçileri değil. Kapım açık, çay demli, kurabiyeler fırında. Ama artık adım atmaları gereken onlar. Ben bekleyeceğim—ne kadar sürerse sürsün. Belki de beklemeyeceğim. Belki kendim için yaşamayı öğrenmem gerekiyor, acı da olsa…

Rate article
Lifequest
Artık Hafta Sonları Çocuklara Gitmiyorum