Sihirli İkinci El Dükkanı

Büyülü İkinci El Dükkanı

Ben, Elif, çocukluğumu sık sık anımsarım ve her seferinde gözümün önüne o ikinci el dükkanı gelir—sanki bir sihirli dükkandı, okul çıkışlarında kız arkadaşlarımla koşarak girdiğimiz. On bir yaşındaydım, beşinci sınıfta okuyordum ve dünya gizemlerle doluydu. Deniz ve Zeynep’le birlikte sıradan günleri maceraya dönüştürürdük, o dükkan da bizim hazinemizdi; her eşyanın kendi hikâyesini sakladığı bir yer. Şimdi, yıllar sonra bile gözlerimi kapattığımda o rafları, eski kitapların kokusunu ve bir daha yakalayamayacağım o çocuksu heyecanı görürüm.

O yıl kızlarla birbirimizin ayrılmaz parçasıydık. Deniz, dağınık örgüleriyle hep arkeolog olmak isterdi. Zeynep ise en ciddimizdi, çantasında “önemli düşüncelerini” yazdığı bir defter taşırdı. Ben, Elif, ikisinin arasında bir yerdeydim—hayal kurmayı sever, bazen bir kitabın kahramanı, bazen de bir gezgin olurdum. Okuldan sonra eve koşmaz, sokağımızın köşesindeki o ikinci el dükkanına giderdik. Eskimiş tabelası ve gıcırdayan kapısıyla burası bizim için Aladdin’in mağarası gibiydi; gizemler ve mucizelerle doluydu.

Dükkan küçüktü ama içeri girince sonsuzmuş gibi gelirdi. Raflar eşyalarla doluydu: antik şamdanlar, yıpranmış kitaplar, dantelli yakalı elbiseler, durmuş saatler… Satıcı teyze, Ayşe Teyze, her zaman örgüsüyle tezgâhın ardında oturur, şefkatle söylenirdi: “Kızlar, sakın ortalığı dağıtmayın, bir şey kırmayın!” Ama bizim aklımızda yaramazlık yoktu—biz birer hazine avcısıydık. Deniz bir gün böcek şeklinde bakır bir broş bulmuş ve bunun bir Mısır prensesinin tılsımı olduğunu iddia etmişti. Zeynep sararmış moda dergilerini karıştırır, aynısından bir elbise dikmeyi hayal ederdi. Ben ise kitaplara bayılırdım—özellikle de yıpranmış kapağıyla bir korsan hikâyesine. Sayfalar arasında saklı bir hazine haritası bulacağımı hayal ederdim.

Bir gün, soğuk bir kasım akşamı, yine dükkana daldık. Dışarıda çisiliyordu, ayakkabılarımız çamur içinde şapırdıyordu ama içerisi sıcacık, toz ve lavanta kokuyordu. Hemen kitap rafına koştum, Deniz de Zeynep’i takı kutusuna çekti. “Elif, gel buraya!” diye bağırdı Deniz. “Şu yüzüğe bak!” Avucunun içinde, soluk ama yine de büyüleyici yeşil taşlı ince bir yüzük vardı. “Bu kesin bir şatodan!” dedi. Zeynep gözlerini kısıp ekledi: “Ya da bir baronesin sandığından.” Kıkırdadık, yüzüğü sırayla taktık ve kendimi bir masal kahramanı gibi hissettim.

Ayşe Teyze bizim heyecanımızı görünce yanımıza geldi ve gülümsedi: “Beğendiniz mi? Sadece beş lira, kızlar. Çabuk alın, başkası kapar.” Beş lira! Ceplerimizde ancak kantinden simit almaya yetecek kadar para vardı ama yılmadık. “Hadi ortak olalım!” dedim. Ceplerimizdeki tüm bozuklukları çıkardık: bende iki lira, Deniz’de bir lira ve bozukluklar, Zeynep’te bir buçuk. Eksikti ama vazgeçmedik. “Ayşe Teyze,” diye yalvardı Deniz, “veresiye alabilir miyiz? Yarın getiririz!” Ayşe Teyze başını salladı ama gözleri gülüyordu: “Peki, alın, ama yarın borcunuzu getirin!”

Dükkandan bir kahraman gibi çıktık. Yüzük Zeynep’in cebindeydi ve sırayla ona dokunuyorduk, sanki gerçekten büyülüydü. O gece evde uyuyamadım, yüzüğün denizleri aşmış bir gezgine ait olduğunu hayal ettim. Ertesi gün borcumuzu ödedik—ben bile simitimden vazgeçip elli kuruşumu tamamladım. Sonra o yüzük kayboldu (Deniz, çantasında unuttuğuna yemin etti) ama o duygular hep içimde kaldı.

O dükkan sadece eski eşyaların satıldığı bir yer değildi. Bize hayal kurmayı, mucizelere inanmayı, sıradan şeylerde özel bir şeyler görmeyi öğretti. Deniz, Zeynep ve ben büyüdük, yollarımız ayrıldı. Deniz jeolog, Zeynep tasarımcı oldu, ben de edebiyat öğretmeni. Ama ne zaman telefonda görüşsek mutlaka biri şunu söyler: “O ikinci el dükkânını hatırlıyor musun?” Ve yine on bir yaşındaymışız gibi güler, önümüzde hikâyelerle dolu rafları görürüz.

Şimdi büyük bir şehirde yaşıyorum ve artık öyle dükkanlar kalmadı. Bazen antikacılara giriyorum ama aynı değil—fazla cilalı, o sihir yok. Gıcırdayan kapıyı, Ayşe Teyze’yi, çocukluk hayallerimizi özlüyorum. Geçenlerde bir kutunun içinde eski bir kitap buldum—o korsan hikâyesi. Açtım, sayfaların kokusunu içime çektim ve beşinci sınıftaymışım gibi hissettim. Belki de o dükkan bizim hazinemizdi—eşyalar yüzünden değil, orada olduğumuz kişiler yüzünden. Ve şanslıyım ki böyle bir çocukluğum oldu—arkadaşlarla, hayallerle ve kalbimde sonsuza dek yer eden o sihirli dükkânla.

Rate article
Lifequest
Sihirli İkinci El Dükkanı