Görgüsüz Davranışları Hayatımı Zindan Eden Elçilere Kapılarımı Kapatmak İstiyorum

Bazen, misafirler tam kapının önüne geldiğinde, kapıyı yüzlerine kapatasım geliyor—onların küstahlığı hayatımı paramparça ediyor.

Sakarya’nın küçük bir kasabasında, eski çitlerin ardında komşu dedikodularının gizlendiği bir yerde, 33 yaşındaki hayatım, sürekli misafir ağırlamaya dönüştü. Adım Elif, ve Mehmet’le evliyim. Onun ailesi, Gülsüm Hanım ve Hüseyin Bey, evimi adeta kendi sofralarına çevirdi. Haftalık ziyaretleri, küstahlıkları ve umursamazlıkları beni çileden çıkarıyor, ama bu durumu ailemi yıkmadan nasıl durduracağımı bilmiyorum.

**Hoşnut Etmeye Çalıştığım Aile**

Mehmet’le evlendiğimde, sıcak aile sohbetleri, çocuklar, huzur hayal ediyordum. Mehmet, iyi kalpli, çalışkan bir adam ve ona bütün kalbimle bağlıyım. Ailesi, Gülsüm Hanım ve Hüseyin Bey, başta sıradan insanlar gibi görünüyordu: samimi, köy kökenli, yüksek sesle gülen ve düşündüğünü doğrudan söyleyen insanlardı. Onlarla anlaşabileceğimi sanmıştım. Ama evlendikten sonra “samimiyetleri” küstahlığa, ziyaretleri ise bir işkenceye dönüştü.

Krediyle aldığımız küçük bir dairede yaşıyoruz. Üç yaşındaki oğlumuz Alp, bizim için her şey. Ben yerel bir şirkette yöneticiyim, Mehmet ise oto tamircisi. Hayat kolay değil, ama idare ediyoruz. Ancak her pazar, saat gibi, kayınvalidemler kapımızı çalıyor ve evim onların mülküne dönüşüyor. Hiç haber vermeden geliyorlar, ben de deli gibi koşturup onları doyurmaya çalışıyorum.

**Sınır Tanımayan Küstahlık**

Elleri boş gelirler, ama mideleri tıka basa dolu ayrılırlar. Gülsüm Hanım sofraya kurulur, “Elif, çorbadan koy, bolca olsun!” diye emir yağdırır. Hüseyin Bey et ve bira ister, ben de bir garson gibi mutfakta koşuştururum. Gittiklerinde ardlarında bulaşık yığınları, yere saçılmış kırıntılar ve bomboş bir buzdolak kalır. Bir seferinde hesapladım: tek bir ziyarette yarım kilo et, bir düzine yumurta, üç litre şerbet bitmişti. Ama bir “teşekkür” bile duymadım—onlar için bu zaten beklenen bir şeydi.

Ama en kötüsü, tavırlarıydı. Gülsüm Hanım her şeyi eleştirirdi: yemeklerimi, Alp’i nasıl yetiştirdiğimi, temizliği… “Elif, çorba fazla tuzlu olmuş, çocuk da çok soluk, iyi beslemiyorsun,” derken bir yandan da tabağını silip süpürürdü. Hüseyin Bey onaylardı, Mehmet ise susardı, sanki bu normalmiş gibi. Usulcacık zorlandığımı ima etmeye çalıştım, ama kayınvalidem elinin tersiyle itti: “Gençsin, çalışacaksın.” Küstahlıkları, yavaş yavaş hayatımı zehirleyen bir ilaç gibiydi.

**Kocamın Sessizliği**

Mehmet’le konuşmayı denedim. Bir gece, misafirler gittikten sonra bulaşıkları yıkarken dedim ki: “Mehmet, sanki lokantadaymış gibi geliyorlar, ben yetişemiyorum.” Omuz silkti: “Anne babam işte, alışmışlar. Büyütme.” Sözleri bir yumruk gibiydi. Gerçekten görmüyor muydu, çöküşün eşiğinde olduğumu? Onu seviyordum, ama sessizliği beni kendi evimde yalnız bırakıyordu. Artık sadece misafirlerle değil, onunla da savaştığımı hissediyordum.

Alp, küçük oğlum, artık gerginliğimi fark ediyor. “Anne, neden üzgünsün?” diye soruyor. Gülümsüyorum, ama içimde her şey çığlık atıyor. Oğlumun sevginin hüküm sürdüğü bir evde büyümesini istiyorum, ama her misafir gelişi saklayamadığım bir strese dönüşüyor. Bazen kapıyı yüzlerine kapatmayı hayal ediyorum, ama korkuyorum: Mehmet ne der? Komşular ne düşünür? Peki ya bu suçluluk hissiyle nasıl yaşarım?

**Son Damla**

Dün yine geldiler. Üç saatimi harcadım: çorba, köfte, salata, börek… Yediler, beğendiler, ama bir “eline sağlık” bile duymadım. Gülsüm Hanım’dan bulaşıkları toplamada yardım istediğimde burnunu kıvırdı: “Ben hizmetçi miyim? Sen evin hanımısın, işini yap.” Mehmet sessiz kaldı, içimde bir şey kırıldı. Artık onların aşçısı, temizlikçisi, gölgeleri olmak istemiyorum. Evim onların lokantası değil, ben de onların hizmetçisi.

Bir ültimatom vermeye karar verdim. Mehmet’e diyeceğim: Ya ailesiyle konuşacak, ya da onları artık kabul etmeyeceğim. Ya yemekle gelirler, ya yardım ederler, ya da hiç gelmezler. Bunun kavga çıkaracağını biliyorum. Gülsüm Hanım bana nankör diyecek, Hüseyin Bey homurdanacak, Mehmet belki darılacak. Ama artık bu köleliğe dayanamam.

**Özgürlük Çığlığım**

Bu hikaye, kendi hayatımın hakimi olma mücadelemdir. Belki misafirler, küstahlıklarının beni nasıl erittiğini anlamıyor. Mehmet belki beni seviyor, ama sessizliği beni yalnız bırakıyor. Evimin gerçekten benim olmasını, Alp’in mutlu bir anne görmesini, özgürce nefes alabilmeyi istiyorum. 33 yaşında saygıyı hak ediyorum, hatta bunun için kapıyı misafirlerin yüzüne kapatmak gerekiyorsa.

Mehmet’le konuşmamız nasıl sonuçlanacak bilmiyorum, ama geri adım atmayacağımı biliyorum. Savaş olacaksa, hazırım. Benim ailem ben, Mehmet ve Alp’ten ibaret. Kimse evimi kendi sofralarına çeviremez. Elleri boş kalsın, ben ise onurumu geri alayım.

Rate article
Lifequest
Görgüsüz Davranışları Hayatımı Zindan Eden Elçilere Kapılarımı Kapatmak İstiyorum