Başıma gelenleri anlatmam gerek – eşimin ailesinde bir köle oldum.
Konya’nın uçsuz bucaksız bozkırında, taze biçilmiş saman kokularının rüzgarla taşındığı bir köyde, aşkla başlayan hayatım dayanılmaz bir esarete dönüştü. Adım Ayşe, 28 yaşındayım ve üç yıl önce Mehmet’le evlendim. Bir aile kuracağımı sanmıştım, ama kendimi modern bir “Kara Ekmek” dizisi karakteri gibi hissettim – kocamın, kayınvalidemin ve tüm akrabalarının hizmetçisi oldum. Ruhum çaresizlikten çığlık atıyor, bu kafesten nasıl kurtulacağımı bilmiyorum.
**Gözümü aşk bürümüştü.**
Mehmet’le tanıştığımda 25 yaşındaydım. Komşu köydendi – uzun boylu, sıcacık gülüşü ve yumuşak bakışları vardı. Kasabada düzenlenen bir panayırda tanışmıştık, onun saf köylü samimiyeti beni çekmişti. Aileden, çocuklardan, köydeki dayanışmadan bahsediyordu. Ben şehirli bir kızdım, böyle bir sıcaklık hayal ediyordum. Bir yıl sonra evlendik ve köyüne taşındım. O zaman bu adımın hayatımın sonu olacağını bilmiyordum.
Mehmet, annesi Fatma Hanım ve babası Hasan Bey’le birlikte büyük bir evde yaşıyordu. Ağabeyi, ailesi ve akrabaları sık sık misafir oluyordu. Ben de bu ailenin bir parçası olacağımı sanmıştım. Ama ilk günden anladım ki benden beklenen sevgi değil, hizmetti. “Gençsin, güçlüsün, işte bütün işler senin,” demişti kayınvalidem. Ben de cahil cesaretiyle kabul etmiştim, neye bulaştığımı fark etmeden.
**Aile değil, kölelik.**
Hayatım hiç bitmeyen bir iş çarkına döndü. Sabah beşte kalkıp herkese kahvaltı hazırlıyorum. Kayınpeder çorba ister, kaynana menemen, Mehmet ise tost. Sonra koskoca evi temizle, çamaşır, bulaşık, tarla işleri… Öğlen akrabalar geliyor, kalabalığa yemek yetiştiriyorum: mercimek çorbası, köfte, ayran. Akşama kadar koşturmaca, gece yorgunluktan yığılıyorum. Hafta sonu yok, dinlenme yok.
Kaynana bir general edasıyla emirler yağdırıyor: “Ayşe, patatesi böyle soyulmaz!”, “Ayşe, yerleri iyi silmemişsin!” Kayınpeder susar ama gözleri “Sen burada hiçbir şeysin,” der. Akrabalar misafirliğe gelir, selam bile vermez, sofraya oturup hizmet beklerler. Mehmet, benim eşim, destek olacağına, “Anne, anneme karşı çıkma, o daha iyi bilir,” diyor. Onun bu umursamazlığı yüreğime saplanan bir bıçak. Beni koruyacağını sanmıştım, oysa o bu düzenin bir parçası oldu – benim köle olduğum bir düzenin.
**Artık dayanamadım.**
Geçenlerde patladım. Fatma Hanım yine çorbamı beğenmedi, akrabalar bulaşığı dağ gibi bıraktı. Birden bağırdım: “Ben hizmetçi değilim! Ben de insanım!” Herkes dondu kaldı. Kaynana buz gibi cevap verdi: “Beğenmiyorsan git şehrine. Her şey hazır olsun istiyorsun.” Mehmet bir kelime etmedi ve bu beni bitirdi. Ağlayarak bahçeye fırladım, anladım ki bir tuzağa düşmüşüm. Kaçacak yerim yok – şehirde evim yok, annem uzakta. Ama kalmak, kendimi yitirmek demek.
Yavaş yavaş fark ettim ki eskiden neşeli, bakımlı olan ben gitmiş, yerine bitkin, gözlerinin ışığı sönmüş biri gelmiş. Arkadaşım Derya beni görünce “Ayşe, sen iyi misin? Kaç buradan!” dedi. Ama nasıl kaçacağım? Mehmet’i seviyorum hâlâ mı? Yoksa sevmiyor muyum? Onun sessizliği, kayıtsızlığı, beni sevdiğim adamla evlenirken hissettiklerimi öldürdü. Boğuluyorum ve kimse elini uzatmıyor.
**Bir kaçış planı.**
Gizlice para biriktirmeye başladım – alışverişten arta kalan küçük paralar. Şehirde bir ev tutup bu kabustan kurtulmak istiyorum. Ama korku beni felç ediyor: Annem ne diyecek? O benim evliliğime çok sevinmişti. Mehmet’e ne olacak? Tek başıma nasıl idare edeceğim? Bir de kaynanamın ve akrabaların beni köyde rezil edeceklerinden korkuyorum. Burada onların gücü sınırsız.
**Ama artık biliyorum.**
Dün yine ocağın başında kaynanamın söylenmelerini dinlerken kendi kendime söz verdim: Buradan kurtulacağım. Ben köle değilim. Genç, güçlüyüm ve bir yol bulacağım. Belki Derya gibi uzaktan çalışırım, belki çiçekçilik hayalime dönerim. Ama burada, sadece tencere tava ve emirlerle geçen bir hayat yaşayamam.
**Bu benim çığlığım.**
Bu hikaye, benim yardım çağrım. Sevdiğim adamla evlenirken kendimi köle gibi hissettiğim bir ailenin eline düştüm. Fatma Hanım, Hasan Bey, tüm akrabalar – bana hizmet etmem gerektiğini düşünüyorlar. Ama artık dayanamıyorum. Sevdiğim Mehmet bu sistemin bir parçası oldu ve bu yüreğimi parçalıyor. Nasıl kaçacağımı bilmiyorum, ama kaçmam gerektiğini biliyorum. 28 yaşında yaşamak, sadece var olmak değil, istiyorum. Kaçışım kurtuluşum olacak – ya da sonum.




