Küçük bir İzmir kasabasında, sabah sislerinin eski evleri sardığı yerde, 27 yaşımdaki hayatım başkalarının isteklerine hizmet etmekle geçiyor. Benim adım Elif, eşim Deniz ile evliyim ve birkaç ay sonra bebeğimiz doğacak. Ancak hamileliğim, kaynanam ve ailesinin beni sadece “ücretsiz hizmetçi” olarak görmesi yüzünden bir kabusa dönüşüyor. Deniz’in büyükannesi Gülen Hanım’a ait üç odalı dairede yaşıyoruz ve burası benim için bir zindan oldu.
Aşkın Tuzağı
Deniz’le tanıştığımda 23 yaşındaydım. Şefkatli, gülümseyen ve aile hayalleri kuran bir adamdı. Bir yıl sonra evlendik, mutluluktan uçuyordum. Büyükannesi Gülen Hanım, “ayağa kalkana kadar” geniş dairesinde kalmamızı teklif etti. Geçici bir çözüm sandım, kendi hayatımızı kuracağımızı düşündüm. Ama sıcak bir yuva yerine, temizlik yapmam, yemek pişirmem ve sessiz kalmam beklenen bir kafese düştüm.
Daire büyük, ancak içi insanlarla dolu. Gülen Hanım bizimle yaşıyor, Deniz’in halası Sevgi ve iki çocuğu neredeyse her gün geliyor. Bu evi kendi mülkleri, beni de “eşyanın bir parçası” gibi görüyorlar. Kaynanam daha ilk günden net konuştu: “Elif, sen gençsin, çalışacaksın.” Onları memnun edip sevgilerini kazanabileceğimi sandım, ama her geçen gün kayıtsızlıkları ve talepleri artıyor.
Dört Duvar Arasında Kölelik
Hayatım, bitmeyen temizlik ve yemek döngüsünden ibaret. Sabahları Gülen Hanım’ın tozdan nefret ettiği için yerleri silerim. Sonra herkese kahvaltı hazırlarım: ona yulaf, Deniz’e menemen, Sevgi Teyze ve çocukları geldiğinde de gözleme ya da tost. Öğlen sebze doğrar, mercimek çorbası pişirir, köfte kızartırım çünkü “misafirler acıkmış.” Akşamları bulaşık dağı ve yeni emirler: “Elif, yarın için patates soy.” Hamileliğim, bulantılarım, yorgun bacaklarım—kimsenin umurunda değil.
Gülen Hanım general edasıyla emirler yağdırır: “Çorba tuzlu olmuş”, “Perdeler iyi yıkanmamış.” Sevgi Teyze ekler: “Elif, sen benim çocuklarıma baksan, ben meşgulüm.” Şımarık ve yaramaz çocukları oyuncakları saçıyor, koltukları kirletiyor, ben de “aile işte” diyerek peşlerini topluyorum. Deniz, destek olacağına, “Anne, büyükanne yaşlı, tartışma” diyor. Onun sözleri bir ihanet gibi. Kendimi asla evim olmayacak bu yerde bir köle gibi hissediyorum.
Hamilelik Sınavı
Altıncı ayındayım ve durumum hiç iyi değil. Mide bulantıları, sırt ağrıları ve bitkinlik beni bitiriyor. Ama kaynanam sadece “Bizim zamanımızda tarlada doğurup çalışırdık” diye çıkışıyor. Sevgi Teyze gülüyor: “Aman Elif, abartma, hamilelik hastalık değil.” Umursamazlıkları içimi öldürüyor. Bebeğimden korkuyorum—stres, uykusuzluk, bitmeyen iş yükü… Dün kova su taşırken düşecektim, kimse “Nasılsın?” bile demedi.
Deniz’le konuşmaya çalıştım. Gözyaşları içinde “Dayanamıyorum, hamileyim, çok yoruldum” dedim. Sarıldı ama cevabı “Büyükanne bize ev verdi, biraz sabret” oldu. Sabretmek mi? Daha ne kadar? Bebeğimin annesinin hizmetçi olduğu bir evde doğmasını istemiyorum. Huzur, özen, şefkat istiyorum ama karşılığında hep azar ve kirli tabaklar buluyorum.
Son Damla
Dün Gülen Hanım açıkça söyledi: “Elif, evimde yaşadığın için şükret. Çalış yoksa kapı dışarı.” Sevgi Teyze destek verdi: “Gelin dediğin çaba göstermeli, şikayet etmemeli.” Bez sıkarken içimde bir şeyler kırıldı. Bebeğim, hayatım, sağlığım—onlar için hiçbir değeri yok. Deniz, her zamanki gibi sustu ve bu son oldu. Artık onların temizlikçisi, aşçısı, gölgeleri olmayacağım.
Gitmeye karar verdim. Para biriktireceğim, bir oda kiralayacağım, yurt bile olsa. Bu cehennemde doğurmak istemiyorum. Arkadaşım Ayşe, “Deniz’i al ve kaç, geç olmadan” diyor. Ama ya büyükannesini seçerse? Ya bebeğimle tek kalırsam? Korku beni donduruyor ama biliyorum: Bu köleliğe daha fazla dayanamam.
Çığlığım
Bu hikaye, insan gibi yaşama hakkımın çığlığı. Gülen Hanım, Sevgi Teyze ve bitmeyen baskıları beni yok ediyor. Sevdiğim Deniz bu sistemin parçası oldu ve bu, kalbimi parçalıyor. Bebeğim, kirli bulaşıklara ağlayan değil, gülen bir anne hak ediyor. 27 yaşında yaşamak istiyorum, sadece hayatta kalmak değil. Kaçışım zor olabilir ama bunu kendim ve bebeğim için yapacağım.
Deniz’i nasıl ikna edeceğimi, gücü nereden bulacağımı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Hamileliğimin “yük” sayıldığı bu evde kalmayacağım. Gülen Hanım dairesinde otursun, Sevgi Teyze yeni bir hizmetçi bulsun. Ben Elif’im ve kalbim kırılsa bile özgürlüğü seçeceğim.




