Şimdi 70 Yaşındayım: Kızım İçin Yük Oldum, Yalnızım

Şimdi yetmiş yaşındayım. Yapayalnızım. Kendi kızıma bile yük oldum.

— Kızım, bu akşam gelir misin, yalvarırım… Tek başıma halledemiyorum…

— Anne, işlerimin altında eziliyorum! Yeter artık şikayet etmeyi. Tamam, geleceğim.

Telefonun yanında durdum, ahizeyi sıkıca tutarken gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. Kırgınlıktan. Acıdan. Kendi öz kızımın bile bana yük olduğunu anladığım o an… Bir zamanlar Ayşe’yi tek başıma nasıl büyüttüğümü hatırladım. Her şeyi kendim üstlenmiştim. Hiçbir zaman ona hayır demedim. Her şeyin en iyisi onun olsun istedim. Her şey sadece onun için… Belki de hatam buydu. Çok şımarttım onu, çok sevdim, fazla inandım; onu mutlu yetiştirirsem ben de mutlu olacağım sanmıştım.

Ayşe on bir yaşındayken hayatıma bir erkek girdi. Uzun yıllar sonra ilk defa kadın olduğumu hissettim. Ama Ayşe öyle bir tantrum çıkardı ki ondan ayrılmak zorunda kaldım. Kalbim ağlarken, kızımı seçtim. Hep onu seçtim. Şimdi… şimdi yetmiş yaşındayım. Tek başımayım. Bir sürü hastalığım var, gücüm kalmadı, ve hayatım boyunca güvendiğim tek insan olan kızım, benden sinekmişim gibi sıyrılıyor.

Ayşe yirmi yıldır evli. Üç çocuğu var, ama ben onları nadiren görüyorum. Neden? Bilmiyorum. Belki onlara da “sıkıyorum” demiştir.

— Anne, yine ne oldu? — diye gürültüyle içeri girdi Ayşe, suratı asık.

— İğnelerim var… Hemşiresin ya, yardım edebilir misin?..

— Ne, bir hafta boyunca sana mı geleceğim? Dalga mı geçiyorsun?

— Ayşe, yollar buz tutmuş, ben klinikte gidemem ki…

— Öyleyse para ver, bir sebebim olsun buraya gelmeye! Kimse karşılıksız çalışmaz!

— Param yok…

— Harika o zaman! Başkasını bul! — diye kapıyı çarptı.

Ertesi sabah, iki saat erken çıktım evden. Karlı kaldırımda yavaş yavaş yürürken, elimde reçeteyi sıkıyor, içimden tekrarlıyordum: “Başaracaksın, sadece oraya kadar gitmek lazım…” Ama gözyaşlarım kendiliğinden akıyordu. Acıdan. Yalnızlıktan. Ve asla unutamayacağım o sözden: “Bana yüksün.”

Klinik girişinde genç bir kadın yanıma geldi:

— Buyur nineciğim, geçebilirsin! Kötü mü hissediyorsun? Ağlıyorsun?

— Hayır kızım. Acıdan değil… Hayattan…

Yanıma oturdu, dinledi. Her şeyi anlattım. Garip bir şekilde, yabancı biriyle konuşmak, öz kızım konuşmaktan daha rahat gelmişti. Adı Elif’ti. Sonradan öğrendim ki, yan binada oturuyormuş. O günden sonra sık sık gelmeye başladı. Arkadaş olduk. Yiyecek getirdi, tedavimde yardım etti. Sadece dinledi.

Doğum günümde sadece Elif geldi. Ayşe aramadı bile.

— Gelememezlik edemezdim, — dedi Elif. — Annemi hatırlatıyorsunuz bana. Yanınızda huzur buluyorum…

İşte o an anladım: Bir yabancı, tüm ömrümü verdiğim kızımdan daha çok şey vermişti bana.

Aile gibi olduk. Elif beni yazlığına götürdü, bayramları birlikte kutladık, doğaya kaçtık. Ve sonunda zor ama doğru kararı verdim — evimi Elif’e yazdırdım. İlk başta reddetti: “Sizden bir şey istemiyorum ki!” dedi. Ama ısrar ettim. Parayla yanımda değildi, belliydi. Sadece yanımdaydı. Başka kimse yokken.

Sonra onun evine taşındım — artık tek başıma yaşayamıyordum. Dava açmasın diye evi sattık. Ve unuttuk tüm bunları. Ama…

Bir yıl sonra Ayşe çıkageldi. Öfkeli. Soğuk.

— Evini yabancıya verdin! Tüm akrabaların önünde beni rezil ettin! O ev benim olmalıydı! Keşke ölseydin!

Elif’in eşi onu kapıdan kovdu, bana bağırmasına bile izin vermedi.

İşte böyle. Yabancılar, özümden daha yakın oldu. Elif bana kızım oldu. Ve kalbimde büyüttüğüm ise ihanet etti. Zor anımda sırtını döndü. Çünkü vakti yoktu. Çünkü ben “engel”dim. Çünkü anne sevgisi, ne bir servettir ne de bir yatırım. Sadece bir duygudur. Ve bugünlerde duyguların… kimsenin umrunda değil.

Rate article
Lifequest
Şimdi 70 Yaşındayım: Kızım İçin Yük Oldum, Yalnızım