Küçük bir Anadolu kasabasında, eski bahçelerin çiçeklerle süslediği dar sokaklarda, altmış yaşındaki hayatım sonsuz bir yemek ve temizlik döngüsüne dönüştü. Benim adım Ayşe Hanım. Dul bir kadınım, mütevazı evimde tek başıma yaşıyorum. Kızım Zeynep ve üç çocuğu her öğle beni ziyarete geliyor. Başlarda onları görmekten mutlu olsam da, şimdi kendimi bedava bir lokanta gibi hissediyorum. Yoruldum artık. Onların iştahları ve bıraktıkları dağınıklık içimi acıtıyor. Kızımı ve torunlarımı kırmadan nasıl sınır koyabilirim?
Bir zamanlar sevincim olan kızım…
Zeynep, otuz iki yaşında en küçük kızım. Mehmet’le evli ve üç çocukları var: Elif on, Can yedi, Meryem ise dört yaşında. Mahallede kiracı olarak oturuyorlar, geçimleri zor. Mehmet şoförlük yapıyor, Zeynep ise evde çocuklarla ilgileniyor. Paraları yetmediğinde bana gelmeye başladıklarında mutlu olmuştum. Çorbayı kaynatmak kolaydı, torunlarımı görmek ise sevindiriciydi. “Anne, yemeklerin çok lezzetli, çocuklar senin çorbanı çok seviyor,” dediğinde içim erirdi.
Sabahlarım mutfakta başlardı. Çorba kaynar, börekler pişer, emekli maaşımla aldığım erzaklar tükenirdi. Bunun geçici olduğunu düşünmüştüm, ama öğlekteşleri bir alışkanlığa dönüştü. Artık fark ediyorum ki, sadece yemek yemiyorlar—istediklerini alıyorlar, dağınık bırakıyorlar, hatta yanlarına yemek bile götürüyorlar. Evim bir lokanta, ben de kimsenin teşekkür etmediği bir aşçı oldum.
Huzurumu kaçıran çocuklar…
Öğle saatinde Zeynep ve çocukları kapımı çaldığında, Elif sucuk ister, Can kurabiye, Meryem ise şeker peşinde koşar. Cimri değilim, fakat erzaklarım onların iştahına yetişemiyor. Çocuklar evin içinde koşuşturur, bağırır, oyuncaklarını sağa sola fırlatır, masayı kirletir. Zeynep onların ardını toplamaz, bulaşıkları yıkamaz, yardım bile teklif etmez. “Anne, sen yemek yapmayı seviyorsun ya,” diye geçiştirir. Ben susarım ama içim kaynar.
Son zamanlarda Zeynep’in yemekleri evine götürdüğünü fark ettim. “Anne, Mehmet köfte sever, biraz alabilir miyim?” derken başımı sallarım, yüreğim sızlar. Emekli maaşım onların karnını doyurmaya gidiyor, ben ise kuru ekmekle idare ediyorum. Dün Elif kompostosunu halıma döktü, Can dolap kapağını kırdı, Zeynep ise gülerek, “Aman, çocuk işte,” dedi. Dayanamadım: “Zeynep, burası benim evim, kreş değil,” dedim. Alındı: “Torunlarına mı kıyamıyorsun?”
Acı ve suçluluk duygusu…
Zeynep’i ve torunlarımı seviyorum, ama bu her günkü ziyaretler beni tüketiyor. Altmış yaşında kitap okumak, gezmek, misafir ağırlamak isterken, kendimi ocak başında buluyorum. Arkadaşım Fatma, “Ayşe, seni kullanıyorlar, daha seyrek gelmelerini söyle,” diyor. Ama nasıl söyleyebilirim ki? Zeynep hemen güceniyor. Korkarım ki, çocukları getirmeyi bırakır, ben de onları kaybederim. Kocası Mehmet ise selam vermiyor bile, sanki onları doyurmak benim görevimmiş gibi.
Zeynep’e ima etmeye çalıştığım oldu: “Evde kendiniz pişirseniz olmaz mı?” dedim. “Anne, paramız yok, çocuklar aç,” diye cevap verdi. Sözleri bir suçlama gibi geliyor, ama kendine yeni kıyafetler aldığını görüyorum. Ben ise her kuruşu hesaplıyorum. Kendimi onların rahatı için feda mı etmeliyim? Torunlarım sevincim, ama dağınıklıkları ve Zeynep’in kıyafsızlığı evimde bir yabancı gibi hissettiriyor.
Ne yapmalı?
Bu kısır döngüden nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Zeynep’e az gelmelerini mi söylesem? Cimri damgası yemekten korkuyorum. Para vermeyi mi teklif etsem? Emekli maaşım yeterli değil. Yoksa sessiz kalıp, sağlığım bozulana kadar yemek mi pişirsem? Torunlarımı görmek istiyorum, ama her gün değil. Kendi sağlığım pahamna değil. Altmış yaşında biraz huzur hak ediyorum, fakat bunu düşünmek bile suçluluk yaratıyor.
Komşularım fısıldaşıyor: “Ayşe, senin Zeynep iyice şımarık.” Sözleri acıtıyor, ama haklı olduklarını biliyorum. Ailemi korurken kendimi nasıl savunabilirim? Kızıma, “Ben senin aşçın değilim,” demenin yolunu bulmalıyım. Torunlarımın sevgisini kaybetmeden, sınırlarımı nasıl koruyabilirim?
Özgürlük çığlığım…
Bu hikâye, kendi hayatımın hakkını arayışım. Belki Zeynep beni ne kadar yorduğunu görmüyor. Belki torunlarım sadece çocuk, ama kaosları evimi yerle bir ediyor. Artık evimin bana ait olmasını, nefes alabilmeyi, torunlarımın yemeğe değil, misafirliğe gelmesini istiyorum. Altmış yaşında huzuru sağlamak, bedava aşçılık yapmamak hakkım.
Ben Ayşe Hanım. Kızıma gerçekleri söylemenin acısına rağmen, huzurumu geri alacağım. Artık kimsenin lokantası olmak istemiyorum.




