Kızımı İşsiz Sevgilisini Terk Etmedikçe Desteklemeyeceğim

“Boşanana kadar bizden tek kuruş alamazsın!” dedim kızıma, o tembel kocasını bırakana kadar artık yardım etmeyeceğimi söyledim.

Evimiz her geçen gün daha fazla kavga gürültüyle çalkalanıyor – eşimle değil, damadımız yüzünden. Kızımın seçtiği bu adam, tembellikten ve sorumsuzluktan öte biri çıktı. Bir yıldan fazladır düzenli bir işi yok, ara sıra günübirlik işler yapıyor, geri kalan zamanda evde oturuyor. Kızım, hem doğum izninde hem de iki küçük çocuk büyütürken tek başına ailenin yükünü çekiyor. Peki ya o? Hiçbir şey yapmıyor.

Elif tabii ki tam zamanlı çalışamıyor – ikizler sürekli ilgi istiyor. Yardım teklif ettim, ama bir şartla. Evet, sert ve net: O parazitten boşanmadıkça tek kuruş vermeyeceğim. Çünkü ona yardım etmek, dolaylı yoldan onu da beslemek demek. Ben birinin tembelliğini finanse etmeye niyetli değilim.

En başından beri Emre’yi sevmedim. “Geçer” diye umdum, kızım aklını başına alır diye bekledim. Ama maalesef, evlendiler. Gençlik, aşk, hayaller – aklını bağlamış. Şimdi de sonuçlarına katlanıyoruz.

Biz ve eşim, onlara babaannemizin evini verdik. Kiracılar vardı, emekli maaşımıza ek tek gelirimiz orasıydı. Ama gençlerin kiraati yoktu, anlayış gösterdik. Sadece şunu rica ettim: “Biraz elden geçirin, çocuklar rahat etsin.”

Emre burada da karakterini gösterdi:
“Ben bunlarla uğraşamam. Ben el işinden anlamam, entelektüelim. Bunu yapması gerekenler para alan insanlar. Usta tutmalısınız.”

Parayı nereden bulacaksın, affedersin? Tornavidaya bile parası yetmez. Bildiği tek şey felsefe yapmak ve “şanssızlıktan” dem vurmak. Akşamları çalışamazmış, hafta sonları “dinlenmesi gerekirmiş”. Her şey ona hazır olsun istiyor.

Açıkça “tembelsin” dediğimde alındı tabii. “Bana haksızlık ediyorsunuz.” Peki kızım? Destek olacağına, bana çıkıştı:
“Yine kavga ettik sizin yüzünüzden! Karışmayın artık!”

Çekilmeye karar verdim. Ama net uyardım: “Kendi seçimin, sonuçlarına katlan.” Ama ikinci çocuğa, daha doğrusu ikizlere hamile olduğunu öğrendiğimde yüreğim sızladı. Belki Emre akıllanır diye umdum, ama hayır – sıfır tepki. Her şeyi biz yaptık. Tadilatı bitirdik, beşik aradık, doktor randevularına götürdük. O ise hala kanepede, laptop başında.

Elif elinden geleni yapıyordu ama belli ki kimi seçtiğini anlamaya başlamıştı. Zor da olsa, beraber evi hazırladık. Kendi emeğimizle. O da indirimden bir şeyler alıp geldi tabii, ama bu mazeret değil. Ailen varsa, erkek gibi davranmalısın. O ise sadece evin bir sakini, her şeyi başkaları yapıyor.

Sonra öğrendik ki nasıl geçiniyorlarmış – kredi kartına başvurmuşlar. Tek kelime etmediler. Sakladılar. Sonra bir telefon:

“Anne, zor durumdayız. Yardım et…”

Öfkeden deliye döndüm.
“Elif! Çocuk yaptığın adam ampul bile takamıyor! Bunu tek başına nasıl sürdürecektin?”

“Geçici bir sıkıntı bu…”

“Ne geçicisi? Evin var, her şeyi üstlenen ailen var. O ise iş bulamıyor – ya maaş azmış, ya yol uzunmuş, ya da mesai uymuyormuş!”

“Anne, anlamıyorsun… İş arıyor! Düşük maaşa çalışmak istemiyor!”

“Ama bizim hayatımız düşük maaşla geçiyor! Sen, çocukların, o – hepiniz bizim sırtımızdan geçiniyorsunuz!”

Artık yeter. İnek olmayı reddediyorum. Net konuştum:
“Boşanmadıkça bu eve adımını atma. Bir kuruş yok. Onunla yaşamak istiyorsan, kendi başının çaresine bak.”

Ağlamaya başladı.
“Çocuklarım babasız mı büyüsün?”

Ben de uzun zamandır içimde birikenleri söyledim:
“Babasız büyüsünler, böyle bir baba görmesinler daha iyi. Başkalarının sırtından geçinen bir ‘erkek’ örneği olacağına, hiç olmasın.”

Ben bir anneyim. Ama artık kurban olmak istemiyorum. Kızımın çocuklarını bir erkekle değil, bir yükle büyütmesini izlemek istemiyorum. Kendine saygısı olsun istiyorum. O elinde çayla otururken, yardım dilenmesin. Verebileceğim her şeyi verdim. Artık – yeter.

Rate article
Lifequest
Kızımı İşsiz Sevgilisini Terk Etmedikçe Desteklemeyeceğim