Kaynana evinden anneme döndüm
Kaynanam, Güler Hanım, “Ayşe, söz sözdür, kredi çek!” dediğinde içimde bir şeyler koptu. Bu bir tavsiye değil, ailemizin önünde bana verilen bir ültimatomdu. Kocam Mehmet sessiz kaldı, akrabaları hiçbir şey olmamış gibi davrandı, ben ise sıkıştırılmış bir hayvan gibiydim, kimsenin beni desteklemeyeceğini anlamıştım. O an kararımı verdim: Eşyalarımı toplayıp annem, Sevgi Hanım’ın yanına taşındım. Yeter artık—hislerimin görmezden gelindiği, bir kukla gibi yönetildiğim bir yerde yaşamayacaktım.
Mehmet’le üç yıldır evliyiz ve bu süre boyunca “iyi bir gelin” olmaya çalıştım. Güler Hanım en başından beri onların ailesine uyum sağlamam gerektiğini hissettiriyordu. Mehmet’in kararıyla onun geniş dairesinde yaşıyorduk çünkü “annem yalnız zorlanıyor” diyordu. Katlandım, anlaşabileceğimizi düşündüm. Ama kaynanam her şeyi eleştiriyordu: yemeklerimi, temizliğimi, hatta giyimimi. “Ayşe,” derdi, “daha şık giyinmelisin, oğlumun karısısın!” Mehmet’i sevdiğim ve huzuru korumak istediğim için tahammül ettim. Ancak bu kredi meselesi bardağı taşıran son damla oldu.
Her şey Güler Hanım’ın yazlık evini yenilemek istemesiyle başladı. Yeni bir veranda, pahalı mobilyalar, hatta havuz istiyordu. “Bu ailemiz için!” diyordu. Ama parası yetmedi ve Mehmet’le bana kredi çekmemizi önerdi. Ben karşı çıktım: Zaten bir konut kredimiz vardı, üstelik iş değiştirmek için kurs biriktiriyordum. “Güler Hanım,” dedim, “bu çok pahalı, altından kalkamayız.” Ama o elinin tersiyle itti: “Ayşe, bencil olma, bu hepimizin iyiliği için!” Mehmet her zamanki gibi sustu, ben ise köşeye sıkıştırıldığımı hissettim.
Aile yemeğinde kaynanam son noktayı koydu: “Mehmet, Ayşe, kredi çekin, tasarımcıyla anlaştım bile. Söz sözdür!” İtiraz ettim: “Yapamayız, kendi yükümlülüklerimiz var!” Ama o sözümü kesti: “İstemiyorsanız ben çekerim, ama ödemeyi siz yapacaksınız!” Mehmet mırıldandı: “Anne, düşünelim,” kız kardeşi ve eşi tabaklarına gömülmüş, ben yokmuşum gibiydi. Kimse “Ayşe haklı, bu adil değil,” demedi. Sözlerimin hiçbir değerinin olmadığı bu evde bir yabancı gibi hissettim.
O gece uyuyamadım, ne yapacağımı düşündüm. Mehmet’le konuşmaya çalıştığımda, “Ayşe, abartma, annem sadece herkes mutlu olsun istiyor,” dedi. Mutlu olmak? Kim? O mu? Benim hayallerim, ruh halim hiç mi önemli değil? Anladım ki eğer kalırsam, ezilecektim. Sabah bavulumu topladım. Mehmet şoktaydı: “Nereye gidiyorsun?” “Anneme,” dedim. “Artık dayanamıyorum.” Beni durdurmaya çalıştı: “Ayşe, konuşalım!” Ama kararımı vermiştim. Güler Hanım eşyalarımı görünce burun kıvırdı: “Git annenin yanına, aileyi önemsemiyorsan!” Aile mi? Buna mı aile diyordu?
Annem, Sevgi Hanım, beni kollarını açarak karşıladı. “Ayşe,” dedi, “doğru olanı yaptın. Kimse seni zorlayamaz.” Onun yanında nihayet evimde gibi hissettim. Her şeyi anlattım, o da başını salladı: “Bir insana nasıl böyle baskı yapabilirler?” Annem, ne yapacağıma karar verene kadar onunla kalmamı teklif etti. Henüz bilmiyorum. Bir yanım Mehmet’e dönmek istiyor, ama ancak benim bir birey olduğumu anlarsa. Diğer yanım ise belki de her şeye sıfırdan başlamanın zamanı geldi diye düşünüyor.
Dertleştiğim arkadaşım destekledi: “Ayşe, ayrılman çok iyi oldu. Şimdi kredilerini kendileri ödesinler!” Ama ekledi: “Mehmet’le konuş, ona bir şans ver.” Şans mı? Hazırım, ama ancak annesinin değil, benim yanımda durursa. Şimdilerde arayıp geri dönmemi istiyor, ama hâlâ kararsız olduğunu duyabiliyorum. “Ayşe, annem seni üzmek istemedi,” diyor. Üzmek mi? Peki ne istedi o zaman? Sessizce kredi çekip kurallarına göre mi yaşayayım?
Şimdi finansal özgürlüğümü kazanmak için yeni bir işe giriyorum. Annem destek oluyor ve gücümün geri geldiğini hissediyorum. Güler Hanım tabii ki özür dilemeyecek—o hep haklı olanlardan. Ama artık onun kuklası değilim. Anneme değil, kendime döndüm. Mehmet kararını versin, benimle mi, yoksa annesinin yazlık eviyle mi kalmak istiyor? Bir şeyi çok iyi biliyorum: Sıfırdan başlamam gerekse bile, bunun üstesinden geleceğim.
Bazen bir adım geri atmak, aslında kendine doğru atılan en büyük adımdır.




