Boşanmanın Ardından Çocuklar Babalarından Uzaklaşabilir mi? Çocuklarım Beni Tanımak İstemiyorlar

Çocuklar boşanmadan sonra babalarından yüz çevirebilir mi? Benim çocuklarım beni tanımak istemiyor, çünkü bir zamanlar onları terk ettim.

Nurhayat’la beraber on iki yıl yaşadık. Evliliğimizi sağlam sanıyordum, ta ki birbirimizden uzaklaştığımızı fark edene kadar. Kızlarımız—Elif ve Ayşegül—doğduktan sonra eşim tamamen anneliğe daldı. Onu suçlamıyorum, çocukların ilgiye ihtiyacı olduğunu anlıyorum. Ama kendimi boş bir sandalye gibi hissetmeye başladım—yanımdaki artık eşim değil, sadece çocuklarımın annesiydi, hepsi bu.

Neredeyse hiç konuşmaz olduk. Yıllarca ayrı odalarda uyuduk. Bana sıcaklık, destek, benim de önemli olduğumu hissettiren bir bakış gerekiyordu. Ve bir gün başka bir kadınla tanıştım—Sibel. Daha gençti, beni dinliyordu, işlerimle ilgileniyordu, bana yıllardır eşimin bakmadığı gibi bakıyordu. Aldatmak istememiştim. Eve geldim ve Nurhayat’a dürüstçe söyledim: “Gidiyorum.”

Kavga, gözyaşı, çığlık bekliyordum. Ama Nurhayat sessiz kaldı. Sadece başını salladı ve anladığını söyledi. Ne “kal” ricası, ne de suçlama. Boşandık. Sibel’le evlendim. İlk başta her şey yeni ve aydınlıktı: beni destekliyordu, ilgileniyordu, yanımdaydı. Sonra her şey yıkılmaya başladı—yine anlaşılmazlık, yine soğukluk, yine yabancılaşma.

Büyük kızım o zamanı ergendi, küçüğü ilkokula gidiyordu. Nurhayat, çocukların benimle görüşmemesi gerektiğine karar verdi. Onlar için sarsıntısız bir hayatın daha iyi olacağını söyledi. Annem aracılığıyla hediyeler ve para gönderdim, çünkü Nurhayat onunla iletişim halindeydi. En azından böyle yakın kalabiliyordum—başkalarının elleriyle de olsa.

Sonra bir oğlum oldu—Emir. Onunla her şeyi farklı yapmak istedim. Onu kucağımda taşıdım, konuşmayı öğrettim, her akşam onunla oynadım. Ama Sibel de gitti. Emir daha dört yaşındaydı. Sonradan öğrendim, daha genç, daha başarılı biri bulmuştu. Şartlarını koydu: randevulu görüşmeler, sıkı kontrol, her detay için para. Sonra yeni eşi, “Onların hayatında yeri yok,” dedi. Oğlumla bağlantım koptu.

Şimdi altmış yedi yaşımdayım. Kızlarımın kendi aileleri, çocukları var—hiç kucağıma almadığım torunlarım. Oğlum yetişkin ama nerede, nasıl yaşıyor, ne iş yapıyor bilmiyorum. Onlardan hiçbirinden telefon yok. Hiçbirinden mesaj yok. Sanki yokmuşum gibi. Hata yaptım, terk ettim—evet. Ama bunun için hayatlarından tamamen silinmeyi hak ediyor muyum?

Yine de yakın olmaya çalıştım. Elimden geldiğince destek oldum. Ama her insanın bir sınırı var. Kendimi aklamam, sadece duyulmak istiyorum. Evet, gittim ama baba olmayı bırakmadım.

Şimdi yalnızım. Ne ailem var yanımda, ne de çocuklarım. Bayramlar bomboş. Telefon anımsamıyor. Bazen ölürüm de kimse fark etmez diye korkuyorum. Bazen düşünüyorum: belki bir mektup yazsam? Arayayım mı? Ama ne diyeceğim? “Zayıf olduğum için özür dilerim” mi? “Ailemi tutamadığım için affet” mi?

Peki bir telefon bile hak etmiyor muyum? Çocuklarımın nasıl yaşadığını öğrenme hakkım yok mu? Neden sessizlikleri bana bir hüküm gibi geliyor?

Bazen evin önündeki bankta oturup, diğer dedelerin torunlarıyla gezdiğini izliyorum. “Dede, buraya gel!” seslerini duyuyorum. Bana hiç kimse böyle demeyecek.

Zaman geçiyor. Hayatım boyunca en çok sevdiğim insanlar için hiçbir şey olmadığım hissiyle ölmek istemiyorum. Kusurluyum, hatalar yaptım. Ama sevgi sadece yaptıklarla mı ölçülür?

Beni affedecekler mi bilmiyorum. Ama hâlâ umut ediyorum. Hâlâ bekliyorum…

Rate article
Lifequest
Boşanmanın Ardından Çocuklar Babalarından Uzaklaşabilir mi? Çocuklarım Beni Tanımak İstemiyorlar