Bugün defterime bir şeyler karalamak istedim. Kocam, Emre, yüzüme şunu söylediğinde dünya başıma yıkıldı: “Ayşe, ben sensiz yaşarım ama sen bensiz asla.” Bu kelimeler yüreğime bıçak gibi saplandı. Zayıf, bağımlı biri olduğumu mu sanıyor? Göreceğiz! O günden sonra kararımı verdim: artık onun gölgesi olmayacaktım. Yarı zamanlı bir işe girdim, kendi ayaklarımın üzerinde durmak için. Bilsin ki sadece hayatta kalmayacak, onun hayal edemeyeceği kadar güçleneceğim.
Emre’yle sekiz yıldır evliyiz. Hep “aile reisi” o oldu: para kazandı, kararları o verdi, bana ne yapacağımı söyledi. Kuaför salonunda resepsiyonist olarak çalışıyordum, ama evlendikten sonra işi bırakmamı istedi: “Ayşe, neden çalışasın ki? Ben bakarım sana.” Bunun şefkat olduğunu sanmıştım. Ama zamanla anladım ki bu, kontrol etme biçimiydi. Ne giyeceğimi, kiminle görüşeceğimi, hatta akşam yemeğini nasıl pişireceğimi o belirliyordu. Onun onayına göre yaşayan bir ev kadınına dönüşmüştüm. Sonra bir kavga sırasında patladı: “Sen bensiz hiçbir şeysin.” Bu sözler yüzüme kaynar su dökmek gibiydi.
Kavga basit bir şey yüzünden çıkmıştı. Arkadaşım Elif’e hafta sonu gitmek istemiştim, ama Emre izin vermedi: “Ayşe, evde olmalısın, akşam yemeği kim hazırlayacak?” Sinirlenmiştim: “Emre, ben hizmetçi değilim!” İşte o zaman bu lafı etti. Yıldırım çarpmış gibi donup kalmıştım, o ise hiçbir şey olmamış gibi odasına çekildi. Ama benim için dönüm noktasıydı. Bütün gece onun sözlerini düşündüm. Haklı mıydı? Gerçekten onsuz bir şey yapamaz mıydım? Sonra öfke kabardı içimde. Hayır Emre, sana yanıldığını kanıtlayacağım.
Ertesi gün harekete geçtim. Kafede çalışan arkadaşım Elif’i aradım: “İşe alım var mı?” diye sordum. Şaşırdı: “Ayşe, sen yıllardır çalışmıyorsun ki!” Dedim ki: “Kendi başıma bir şeyler yapabileceğimi ispatlamak için.” Bir hafta sonra yarı zamanlı garson olarak başladım. İş kolay değil: tepsi taşımak, kaprisli müşterilere gülümsemek… Ama bu benim param, benim özgürlüğüm. İlk maaşımı aldığımda, az bile olsa, gururdan gözlerim doldu. Kocasının “hiçbir şey beceremez” dediği Ayşe, kendi parasını kazanmıştı!
Emre öğrenince sadece alaydı: “Tepsi mi taşıyacaksın şimdi? Komik.” Komik mi? Gülümsedim: “Bakalım, kim gülecek ben ayaklarımın üzerinde durduğumda.” Bir hafta sonra bırakırım sanıyordu, ama devam ettim. Yorucu olsa da her gün daha güçlü hissediyorum. Bir kenara para biriktiriyorum—henüz az, ama bu benim “özgürlük fonum.” Kursa yazılmayı düşünüyorum, belki manikürcü ya da muhasebeci olurum. Henüz karar vermedim, ama bir şey biliyorum: Emre’nin benim adıma karar verdiği o hayata asla dönmeyeceğim.
Annem duyunca başını salladı: “Ayşe, neden uğraşıyorsun? Emre’yle konuş, barışın.” Barış mı? Beni değersiz gören biriyle nasıl barışayım? Elif ise destek oldu: “Aferin Ayşe! Göster ona senin gölgen olmadığını!” Onun cesareti bana güç verdi. Ama bazen kuşkular geliyor. Yorucu bir günün ardından eve döndüğümde, Emre’nin sessizliği üzerime çökerken, içimden bir ses “Ya haklıysa? Ya başaramazsam?” diye fısıldıyor. Sonra onun sözlerini hatırlıyorum ve anlıyorum: Başarmalıyım. Onun için değil, kendim için.
İki ay geçti ve değişimi görüyorum. Fazla kilolarımı verdim, çünkü can sıkıntısından pasta yemek için vaktim yok. “Hayır” demeyi öğrendim—sadece müşterilere değil, Emre’ye de. Geçenlerde yine “Ayşe, yemek yap, açım” dediğinde, “Emre, işten geldim, pizza söyleyelim” dedim. Şoka girdi, ama sesini çıkarmadı. Sanırım artık eski Ayşe olmadığımı anlıyor. Ben de kim olduğumu anlamaya başlıyorum…
Bazen içimden geçiyor, keşke gelip “Ayşe, haksızmışım” dese. Ama Emre hatalarını kabul eden biri değil. “Aklımı başıma alıp” itaatkâr eş rolüne döneceğimi bekliyor. Ama dönmeyeceğim. Bu yarı zamanlı iş sadece bir başlangıç. Kendi evim, kariyerim, hayatım olsun istiyorum. Eğer onsuz yok olacağımı düşünüyorsa, baksın nasıl kanat açıyorum. Ya gitmeye karar verirse? Sorun değil… Artık biliyorum ki ayakta kalabilirim. Çünkü ben Ayşe’yim, ve o asla tahmin edemeyeceği kadar güçlüyüm.
Bugün şunu anladım: Kimse sana değer biçemez, eğer sen kendine zaten değer vermiyorsan. Önce kendi içinde özgür olmalısın…




