Eski Bavul

Eski Bavul

Zeynep, sinirli bir şekilde bahçe kapısını çarparak merdivenlerden fırladı, öyle ki köpekler kulübelerinde havlama krizine girdi. Yine büyükannesiyle tartışmışlardı. Hep aynı döngü: “Sebzeleri sulayacaksın,” “Reçele yardım et,” “Telefonla oyalanma.” Sanki onun, on sekiz yaşındaki bir kızın, yazın yapacak başka bir şeyi yokmuş gibi!

“Zeynep! Hemen geri gel,” diye bağırdı peşinden Lale Hanım. Ama torunu, tozlu köy yolunda geriye bile bakmadan yürümeye devam etti. Gidecek bir yeri yoktu ama eve dönmek de istemiyordu.

Göl kenarına kadar yürüdü, kıyıya oturdu ve güneşin ormanın ardında yavaşça kayboluşunu izledi. İçini öfke kaplamıştı: iş için Almanya’ya gidip onu tek başına bırakan anne babasına, onu şehre göndermek yerine bu ıssızlığa çeken büyükannesine… Zeynep üniversiteyi kazanmıştı, önünde yeni bir hayat vardı—ama şimdi kendini kiler tarihine gömülmüş buluyordu.

Ertesi sabah, büyükanne odasının kapısını çaldı:

“Zeynep, yardım eder misin? Kavanozları kilere indirmem lazım. Bu merdivenlerden ben tek başıma inemem.”

İçten içe homurdanarak, Zeynep kalktı, yüzünü yıkadı ve işe koyuldu. Kavanozlar ağırdı, merdivenler eskimişti. Birkaç seferde taşıdı. Son inişinde, kilerin köşesinde tozlanmış, yıpranmış bir bavul gördü.

“Teyzeciğim! Bu bavul ne?”

“Hiçbir fikrim yok… Büyük ihtimalle deden bırakmıştır. O vefat ettikten sonra kilere inmediğim için görmemişim.”

Merak, Zeynep’i esir aldı. Büyükannesinin uyarılarını dinlemeden, bavulu ışığa çıkardı. Kumaşı solmuş, kilidi pas tutmuştu.

“Bırak şu eski şeyi,” diye mırıldandı Lale Hanım. “Kim bilir ne var içinde?”

Ama Zeynep çoktan eski gömleklerin, fotoğrafların ve bazı notların arasında karıştırmaya başlamıştı. En altta düzgün bir zarf duruyordu. Üzerinde şöyle yazıyordu: “Ayşe’ye. Affet ve anla.” El yazısı tanıdıktı—dedesinindi.

“Okuyabilir miyim?” diye sordu Zeynep, büyükannesine bakarak.

O başını salladı. Zeynep okumaya başladı. Mektup, yürek burkucuydu. Dede Mehmet, Ayşe adındaki bir kadından af diliyordu. Ona ne kadar çok sevdiğini ama güvensizliğiyle her şeyi mahvettiğini yazmıştı. Tarih 1969’du. Lale Hanım’ın yüzü bembeyaz kesildi.

“Bu… bizim evlendiğimizden bir yıl sonra,” diye fısıldadı.

“Belki de geçmişi karıştırmamalıyız,” dedi Zeynep sessizce.

“Hayır. Artık bilmem gerekiyor. Yazdığı o yer nerede, ‘onun hayallerini yıktığım yer’?”

Geç saatlerde, büyükanne torunundan Kütahya yakınlarındaki bir kasabaya otobüs bileti bulmasını istedi.

“Sadece yap. O sokağı görmeliyim.”

Ertesi gün, ikisi birlikte otobüse bindiler. Yol uzundu ve büyükanne tüm yol boyunca konuştu. Gençliğinden, Mehmet’le nasıl tanıştıklarından, aşkla evlendiklerinden bahsetti. Ama içinde her zaman bir şüphe vardı: onun tamamen kendisiyle olup olmadığına dair…

Vardıklarında bir taksi tutup mektuptaki adrese gittiler. Ev, bakımlı, ahşap bir yapıydı. Kapıda durmuşlarken, arkalarından bir ses duydular:

“Bana mı geldiniz? Emekli misiniz?”

Döndüler. Karşılarında, seksen yaşlarında, dinç, keskin gözlü bir kadın duruyordu.

“Merhaba. Affedersiniz, Ayşe Işık’ı tanır mısınız?” diye sordu Lale Hanım.

“Kızım,” diye gülümsedi yaşlı kadın. “Ama çoktandır İzmir’de yaşıyor.”

“Mehmet Kaya’yı tanıyor musunuz? Ben onun eşiydim…”

Kadın onları içeri davet etti. Kendini Naciye Teyze olarak tanıttı. Anlattı: Mehmet burada askerlik yapmıştı. Ayşe, kızı, birlikte hemşire olarak çalışıyordu. Birbirlerine âşıktılar, evlenmeyi planlıyorlardı ama biri yalan söylemiş, Ayşe’nin onu aldattığına Mehmet’i inandırmıştı. Mehmet gitti. Ayşe affedemedi ama onu sevmeye devam etti. İki yıl sonra başka biriyle evlenmeye karar verdi. Düğünden bir ay önce Mehmet’ten bir mektup geldi. Ama Naciye Teyze açıp okumuş, sonra geri yollamıştı.

“Yeni bir hayata başlamasını istedim. Ve biliyor musun, pişman değilim. Mutlu. Hayatı iyiydi. Sen de, Lale, güzel bir ömür sürdün. Demek ki her şey doğru olmuş.”

Zeynep ve büyükannesi sessizce çıktılar. Lale Hanım’ın gözleri dolmuştu.

“Ya affetseydi?..” diye mırıldandı otel odasında.

“Teyzecim, tarih ‘keşke’leri bilmez,” dedi Zeynep yumuşakça. “Sen onun eşiydin. O seni sevdi. Sen de onu.”

Lale Hanım başını salladı, torununu kucakladı ve uzun zamandır ilk kez gülümsedi.

Bazen geçmişin tozlu sayfalarını karıştırmak, yaraları deşer. Ama bazı hikâyeler, nerede bittiğine bakılmaksızın, bize sevginin gerçek olduğunu hatırlatır.

Rate article
Lifequest
Eski Bavul