İşte hikayenin Türk kültürüne uyarlanmış hali:
“Senin hiç mi vicdanın yok? Senin çocuğun olmamış, ben anneyim!” dedi kayınbiraderim, doğum günümde borcunu ödememek için nasıl bir tantrum attığını anlatayım.
Otuz beşinci yaş günümü sessiz sedasız, büyük bir kutlama yapmadan geçirmeyi planlıyordum. Ama hayat, bildiğin gibi, en sıradan günleri bile tam bir dram haline getirebiliyor. Kutlamadan bir ay önce, kocamın kız kardeşi Derya aradı. Bizimle ilişkileri en başından beri hep gergindi.
“Doğum gününü nerede kutlayacaksın?” diye sordu, sanki valizini çoktan hazırlamış gibi.
“Henüz düşünmedim,” diye cevapladım şaşkınlıkla. Daha erkendi, üstelik Derya’nın alışkanlıklarını iyi biliyordum.
“O zaman paran var demek ki! Bana ve Serkan’a iki bin lira borç ver, çok ihtiyacımız var. En geç iki hafta içinde geri öderim,” diye yalvardı o bildik acıklı sesiyle. Tüylerimi diken diken eden o sesle.
Ben borç almayı da vermeyi de sevmem. Özellikle Derya gibi insanlara. Tanıştığımızdan beri benden ya çocukları için, ya ev tamiratı için, ya da bozulmuş bir elektronik eşya için para koparmaya çalışırdı. Her seferinde kibarca ama kararlılıkla reddederdim. Ta ki o ana kadar.
“Çocukların ateşi çıktı, ilaç lazım,” dedi, beni “kutsal” argümanıyla vurdu.
Pes ettim. Kartına parayı gönderdim. İki hafta geçti, ses yok. Bir ay oldu, tek kelime yok. O zaman düşündüm: Yaş gününde hatırlatırım.
Samimi bir kafede kutluyorduk. Herkes eğleniyor, kadehler kalkıyordu. Ama ben içim içimi yiyorordum. Derya ve kocası tam zamanında geldiler, neşeli neşeli yiyip içiyorlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi kahkahalar atıyorlardı.
“Kız kardeşine çocuklarının ilacı için iki bin lira borç verdim, iki haftada geri ödeyecekti,” diye fısıldadım kocama, gergin olduğumu fark ettiğinde.
“Vermez,” diye kesip attı gözünü bile kırpmadan. “Bana da beş yıldır bin beş yüz lira borçlu. Onu bilirim, parayı göremezsin.”
Yine de konuşmaya karar verdim.
“Derya, selam. Geldiğiniz için teşekkürler. Şey, senden bahsetmek istemiştim…” diye dikkatlice başladım, buzun üzerinde yürür gibi.
“Her şey harika!” diye lafımı kesti, yanağımdan öperek. “Yemekler muhteşem, özellikle mısırlı salata! Tarifini verir misin?”
“Ben başka bir şeyden bahsediyorum. Bir ay önce benden borç almıştın…”
Derya başını geri atarak kahkaha attı:
“İki bin lira mı? Ne zaman senden öyle para aldım? Hep reddediyordun, hiç hatırlamıyorum. Uyduruyor musun yoksa?”
Şaşkına dönmüştüm.
“Kartına para gönderdim, ilaçlar için. İstersen transferi gösteririm, inanmıyorsan,” dedim, yanaklarımın yandığını hissederek.
Derya aniden sarardı, ama hemen toparlandı.
“Aa evet… Öyle bir şey olmuştu. Sadece gereksiz detayları aklımda tutmam,” diye soğuk bir şekilde söyledi ve kollarını kavuşturdu.
“İki haftada geri verecektin. Bir ay oldu, parayı geri istiyorum…”
İşte o zaman patladı.
“Senin hiç mi vicdanın yok?” diye bağırdı öyle bir sesle ki tüm masadakiler döndü bize baktı. “Benim çocuklarım hasta, sen benden para istiyorsun! Tabii ki anlayamazsın, senin çocuğun yok ki!”
Sanki bıçak saplanmış gibi oldum. Derya saldırıya geçmişti.
“Peki ya hediye? Sana hediye aldık! Sadece evde unuttuk. Hem de tam iki bin liraya! Yani hesaplaşmış sayılırız. Senden bu kadar cimrilik beklemezdim!”
“Ne hediyesi? Bana hiçbir şey vermediniz,” diye fısıldadım şok içinde.
“Unuttuk! Ama aldık işte!” diye hırladı. “Tamam, gidiyoruz! Serkan, hadi! Burada bize saygı yok!”
Kocası tavuk budunu bitirdi, ağzını koluna sildi ve sessizce peşinden gitti.
Onlar gider gitmez, kayınvalidem Fatma Hanım yanıma geldi. Sakince koluma girdi ve beni bir kenara çekti.
“Verenin suçu, sen verdin. Ben kendi kızıma borç vermem. Verirsem de geri alamayacağımı bilirim. Senin paran o gördüğün kolyeye gitti.”
Nefesim kesildi.
“Ve sana hiç hediye alınmadı. Uyduruyor. Şükret ki başka bir şeyle ödemedin. Ders olsun,” dedi ve göz kırptı, sanki hayat dersi veriyordu.
Derya bizimle görüşmeyi kesti. Sekiz ay geçti. Ne arama, ne mesaj. Sonra bir gün, yılbaşı tebriği bile yollamadığı halde bize kırılmış.
“En azından havale yaparsınız diye düşünmüştüm,” diye arO gün bugündür ne o bizi aradı, ne biz onu, hayatımız çok daha huzurlu geçiyor.




