Adım Ayşe, ve yıllardır içimde taşıdığım bir hikaye var. Belki anlatırsam biraz olsun rahatlarım.
Ailem hiçbir zaman örnek bir aile olmadı. Konya’da yaşadık, küçüklüğümden beri büyükler arasında kin, dedikodu, alkolizm ve aşağılanmaların gölgesinde büyüdüm. Annemin bir kız kardeşi var—Fatma. Onun bir oğlu var, kuzenim Mehmet, sadakatsiz denebilecek bir kadınla evlendi. Aldatmalar, kavgalar, boşanmalar ve yeniden barışmalar… Sanki birbirlerine bağımlıydılar. İki çocukları oldu, ama orada sevgi hiç artmadı. Teyze Fatma ise ağır bir alkol bağımlısı, uzun zamandır hiçbir işte tutunamıyor. Sürekli içki alemleri, işten atılma halleri… Tüm akrabalar artık ona kafa tutmayı bırakmış.
Bir gün, Mehmet’in karısının böbreklerinde ciddi sorunlar çıktı. Annemle birlikte büyükannemi—Havva Hanım’ı—ziyarete gitmiştik. O da bize kadının hastalığından bahsetti. Annem sert bir şekilde, “Biraz aklını kullamalıydı, aşağıdakileri değil,” dedi. İkimiz de omuz silktik ve unutup giderdik. Ama büyükannem açık sözlü biriydi, gidip her şeyi olduğu gibi hasta kadına anlattı. Ve işte o zaman her şey patladı.
Mahallede kavga çıktı. Sarhoş teyze, anneme saldırdı, sanki o kadın kendi öz kızıymış gibi savunmaya geçti. Biz tartışmaya bile girmeden orayı terk ettik. Ama en acısı sonra oldu—büyükannem Fatma ve ailesinin tarafını tuttu. Bizi artık aramadı, aramıza soğukluk girdi. Biz sanki yok sayıldık. Annem belki bir şekilde iletişimi sürdürdü, ama ben… ben yapamadım. O gün, kendi kendime karar verdim: Ne bu içki düşkünü akrabalarla, ne de bir anda hayatından silebilen insanlarla bir bağım olsun istemiyorum.
Sekiz yıl geçti. Büyükannemin sekseninci yaşı yaklaşıyor. Geçenlerde annemi arayıp gözyaşları içinde özür diledi. Annem, tabii ki affetti—sonuçta o onun annesi. Yumuşak kalplidir, hep öyleydi. Ama ben… ben affedemiyorum.
Şimdi küçük bir kızım var, güneşim, hayatımın neşesi. Annem ondan büyükanneme bahsetmiş, o da titreyen bir sesle en azından bir fotoğrafını görmek istediğini söylemiş. Her gece dua ediyormuş, Allah’ın ona bu küçük torununu bir kez görebilme şansı vermesi için. Ama ben izin vermedim. Kesinlikle.
Nedeni intikam değil, asla. Ama içimde hâlâ o kırgınlık duruyor. Hâlâ o ihanetin acısını hatırladıkça yüreğim sızlıyor, annemin neden böyle bir muamele gördüğünü anlamadan ağladığını görüyorum. Çünkü büyükannem bana o gün şunu gösterdi: Akrabalık her zaman sevgi değildir, bazen bir tercihtir. Ve o bizi seçmedi.
Haklı mıyım, bilmiyorum. Annem diyor ki: “Kin tutma Ayşe, o yaşlı ve yorgun, sadece huzur içinde gitmek istiyor.” Ama içimde her şey isyan ediyor. Belki yarın çok geç olacak, ama ben hazır değilim.
Sizce… siz affeder miydiniz?




