Adım Irmak ve uzun yıllardır içimde taşıdığım bir hikayem var. Belki anlatırsam biraz rahatlarım.
Ailem hiçbir zaman örnek bir aile olmadı. Konya’da büyüdüm ve küçüklüğümden beri büyükler arasında kin, dedikodu, alkol sorunları, aşağılanmaların olduğuna şahit oldum. Annemin bir kız kardeşi var, Gülşen. Onun bir oğlu var, kuzenim Emre, ki kendisi pek de sadık olmayan bir kadınla evlendi. İhanetler, kavgalar derken boşandılar, sonra yine barıştılar, sanki bir bağımlılıkmış gibi. İki çocukları oldu ama sevgi hiç artmadı. Gülşen Teyze ise bir türlü alkol bağımlılığını yenemedi, uzun zamandır düzgün bir işte de duramıyor. Sürekli içiyor, işten atılıyor, tüm akrabalar artık ondan umudunu kesti.
Bir gün Emre’nin karısının böbreklerinde ciddi bir sorun çıktı. Annemle birlikte büyükannemi, Ayşe Hanım’ı, ziyarete gittiğimizde bu durumu bize anlattı. Annem sert bir şekilde, “Önce kafasını kullansaydı da, başka yerlerini değil,” dedi. Biz bu lafa pek takılmadık, unutup gidecektik. Ama büyükannem çok açık sözlü biriydi, gidip bu sözleri aynen hasta kadına iletti. Ve işte o zaman kıyamet koptu.
Mahallede büyük bir kavga çıktı. Sarhoş Gülşen Teyze, sanki o kadın kendi öz kızıymış gibi, anneme yapıştı, saldırdı. Biz tartışmaya bile girmeden oradan uzaklaştık. Ama asıl yarayı sonra aldık. Büyükannem Gülşen ve onların ailesinin tarafını tuttu. Artık bizi aramaz oldu, aramaz olduk. Sanki biz hiç var olmamıştık. Annem belki bir şekilde iletişim kurmaya çalıştı ama ben yapmadım. O an kendime dedim ki, ne bu içki düşkünü akrabalarla ne de seni bir çırpıda hayatından silebilen insanlarla bir bağ kurmak istemiyorum.
Sekiz yıl geçti. Büyükannem artık seksenine merdiven dayadı. Geçenlerde annemi ağlaya ağlaya arayıp af diledi. Annem tabii ki affetti, sonuçta o onun annesi. Annemin yüreği hep yufkaydı. Ama ben… ben affedemiyorum.
Şimdi küçük bir kızım var, güneşin kendisi gibi. Annem ondan bahsetti büyükanneme, o da titrek bir sesle en azından bir fotoğrafını görmek istediğini söyledi. “Her gece dua ediyorum, Allah’ım bana bir kez olsun torunumu görmeyi nasip et,” diyor. Ama ben izin vermedim. Kesinlikle.
Nefret ettiğim için değil, içimde hâlâ o kocaman bir kırgınlık olduğu için. Hâlâ o ihanetin acısını hissediyorum, annemin ağlayışını unutamıyorum, ne yaptık da bunu hak ettik diye düşündüğü o anları. Çünkü büyükannem bana o zaman şunu gösterdi: Akrabalık her zaman sevgi demek değildir, bazen bir tercihtir. Ve o bizi seçmedi.
Haklı mıyım, bilmiyorum. Annem, “Kırgınlık tutma Irmak, o artık yaşlı, yorgun, huzur içinde gitmek istiyor,” diyor. Ama içimde her şey isyan ediyor. Belki bir şans daha olmayacak, belki yarın çok geç olacak, ama ben hazır değilim.
Sence… sen affeder miydin?




