Birinin Felaketi Üzerine Kurulan Mutluluk: Torunu Dedesini Evsiz Bıraktı

Benim adım Nihal Hanım, ve İstanbul’un sessiz bir semtinde yaşıyorum. Burda herkes birbirini tanır, özellikle yaşlıları. Bir de bizim Mehmet Amca vardı – Mehmet Bey. Seksen iki yaşına yeni basmıştı ama zayıf, hafif kambur duruşuna rağmen dinç görünürdü. Her sabah eski model arabasını çalıştırır, şehir merkezine giderdi – bazen emeklilik parasını almak için, bazen eczaneye ya da pazara. Hatta bir de hayat arkadaşı vardı – Gülten Hanım, kendisinden yirmi yaş genç, enerjik, bakımlı, güler yüzlü bir kadın. Akşamları el ele tutuşup gezerlerdi, tıpkı okul aşkı yaşayan gençler gibi. Komşularla onları izler, o dingin mutluluklarına içten içe gıpta ederdik.

Derken bir gün Mehmet Bey’in evine torunu çıkageldi. Sivas’ın küçük bir köyünden gelmişti – Adnan. Dışarıdan mütevazı bir gençti, yirmi yedi yaşında, kibar, hatta biraz utangaç. Köyde iş olmadığını, yaşamanın imkansız hale geldiğini anlattı ve dedesinden bir süre kalacak yer istedi. “İş bulur bulmaz kendime ev tutar, nişanlımı da yanıma alırım” dedi. Mehmet Bey tereddüt bile etmedi – buyur etti. Sonuçta aynı kanı taşıyorlardı, yardım etmez miydi?

İlk zamanlar her şey normaldi: Adnan iş görüşmelerine koşturup duruyordu. Dedesiyse elinden geleni yapıyordu – doyuruyor, giydiriyor, hatta harçlık veriyordu. Girişimci torununa odaklandıkça Gülten Hanım’a ayıracak vakti azalıyordu. O iç çekse de anlayış gösteriyordu; aileydi sonuçta.

İki ay geçti. Adnan’ın iş arama hevesi sönmüştü – dedesinin emekli maaşı oldukça yüklüydü. Sigaradan taksilere, arkadaşlarla çıkılan gezmelere yetiyordu. Sadece köydeki nişanlısı her akşam telefon açıp duruyordu: “Beni ne zaman şehre getireceksin?” Sonunda Adnan karar verdi – bir süpermarkette güvenlik görevlisi olarak işe girdi ve ilk maaşını aldı.

Ama sonra kan donduran şey oldu. Dedesine masum bir ifadeyle yaklaştı: “Dedeciğim, artık resmi olarak seninle yaşamak istiyorum. Geçici ikametgah alalım, üzerine birkaç belge imzalayalım. Sana kira da ödeyeceğim, her şey yasal olsun.” Mehmet Bey fazla sorgulamadan imzayı bastı.

Bir hafta sonra eve Sibel adında biri taşındı – o meşhur nişanlı. Genç, ojeli tırnaklı, kaprisli bakışlı biri. Çok geçmeden çift, Mehmet Bey’e evin artık kendilerine ait olduğunu bildirdi. Meğerse imzalattığı belgeler tapu devriymiş. Yaşlı adamın beti benzi attı. Öfkeden ve utançtan tir tir titriyordu. Öz torununun böyle bir alçaklık yapabileceğine inanamıyordu.

Gençler fazla nazlanmadı. Dedeciğine ve Gülten Hanım’a köydeki eski eve taşınmayı teklif ettiler, “Temiz hava iyi gelir” diyerek. Ama kadın sandıkları gibi biri değildi. Gülten Hanım yıllarca televizyonda çalışmış, gazetecileri, avukatları, nüfuzlu insanları tanırdı. Öyle bir gürültü kopardı ki olay haber bile oldu.

Komşular gerçeği öğrenince hep birlikte karakola gittiler. İfade verdiler, tanıkları getirdiler, bildiklerini anlattılar. Birkaç gün sonra kapıda polisler belirdi. Adnan oyunun bittiğini anladı. Toplum baskısıyla evden vazgeçti, bavullarını toplayıp Sibel’le köyün yolunu tuttu. Ama kendi köyüne değil – orada da yüzüne tükürdüler. Kendi akrabaları bile yüz çevirdi. Annesi, “Artık seni tanımıyorum” dedi.

Mehmet Bey evine geri döndü. Ama neşesi hemen gelmedi. Uzun süre camdan bakıp sessizce oturdu. Sadece Gülten Hanım elini tutup, “Yalnız değilsin Mehmet’im. Beraberiz,” diye fısıldadı.

Bazen ihanet dışarıdan gelmez. Senin soyadını taşır, sana “dedeciğim” diye seslenir ve sonuncusunu alana kadar tatlı tatlı gülümser…

Rate article
Lifequest
Birinin Felaketi Üzerine Kurulan Mutluluk: Torunu Dedesini Evsiz Bıraktı