Adım Şebnem, otuz altı yaşındayım, eşim Murat’la neredeyse on yıldır evliyiz. Altı yaşına girecek olan kızımız Defne ile birlikte mutlu bir hayat kurmaya çalışıyoruz. İkimiz de çalışıyor, kendi ayaklarımız üzerinde duruyoruz, kimseye yük olmadan yaşamımızı sürdürüyoruz. Ama anlaşılan sabrımın sınırları zorlanacak.
Evliliğimizin başından beri hiçbir destek görmedik. Kimse bize bir kuruş bile vermedi. Murat’la önce kiralık bir dairede, tıpkı öğrenci evindeki gibi sıkış tepiş yaşadık. Kira derdi, faturalar derken kendimize yeni bir kazak bile almaya cesaret edemezdik. Bütün hedefimiz, bankaya verdiğimiz ipotekle bir gün kendi evimizi almaktı. Tatil mi? Ne tatili! Sadece zorunlu ihtiyaçlar, hepsi bu.
Üç yılın sonunda nihayet şehir merkezinde iki odalı bir daire aldık. Tabii ki krediyle. Ödemeler ağır, ama en azından artık bizimdi. Kendimizle gurur duyuyorduk. Yıllar sürecek taksitler olsa da, nefes almaya başlamıştık. Sırf kendi evimizde, kimsenin karışmadığı bir hayat yaşadığımız için mutluydum. Kimse bana yeri ne zaman silmem gerekti, çocuğa ne yedireceğim ya da çorapları nereye koyacağım konusunda fikir vermiyordu.
Derken, her şeyi değiştiren bir akşamı geldi çattı. İşten yorgun argın eve döndüğümde, sevdiğim iki insanı, Murat’ı ve Defne’yi beklerken buldum, ama bir de… Kayınvalidem Nevin Hanım! Mutfakta oturmuş, yüzünde bir “müjde” ifadesiyle beni bekliyordu. Yanılmışım tabii.
“Şebnemciğim, bir karar verdim,” dedi ciddiyetle. “Size taşınacağım. Kendi evimi de Didem’e vereceğim.”
Dünya başıma yıkıldı sanki.
Didem, Murat’ın küçük kız kardeşi. İki çocuk, sıfır birikim, sürekli borç ve bitmeyen dertler… Kayınvalidem her zaman onu pamuklara sarmıştı. Her şey Didem için, her fedakarlık ona. Murat hep ikinci planda kalmıştı. Şimdi de anlaşılan bizim hayatımız onun için feda edilecekmiş.
Kendimi zor tuttum.
“Affedersiniz Nevin Hanım, ama bizim ev iki odalı. Üç kişi zar zor sığıyoruz. Siz nerede kalacaksınız?”
“Aman Şebnemciğim, ne telaş!” diye gülümsedi. “Ben akşamları gelirim, yemeğimi yer, yatarım. Bütün gün dışarıda olurum. Torunumla ilgilenirim, evi toplarım, sana yardımım dokunur. Yoksa kızımı, iki çocuğuyla sokağa mı atayım? Onun hiçbir şeyi yok!”
Bizim her şeyimiz mi var? Bunca yıl kendimizi tüketerek biriktirdik, geceleri uyumadık ki kızımız huzurlu büyüsün, kendi köşemizde rahat edelim. Kolay pes eden biri değilim, net konuştum:
“Üzgünüm, ama ben karşıyım. Kimsenin evimize zorla yerleşmesini istemiyorum. Bu evin hanımı benim. Biz bu rahatı kendimiz kazandık.”
Kayınvalidem tonunu değiştirdi. “Şebnemciğim”ler, “yardım”lar bir anda buharlaşıp yerini suçlamalara bıraktı. Ben egoist olmuştum, sadece kendimi düşünüyordum. O, zavallı yaşlı bir kadın, kızını perişan halde bırakamazdı, ama ben rahatımı bozmak istemiyordum!
Murat ise… Sessizce oturmuştu. Hiçbir şey söylemeden! Sanki evimize yerleşmeye gelen kayınvalidem değil de, şeker almak için komşu gelmişti. Ona baktım ve tanıyamadım. İki kadın arasında sıkışıp kalmıştı. Biri, beraber hayat kurduğu eşiydi. Diğeri ise onu hep sırtında okul çantasıyla hatırlayacak olan annesi.
Sonra, baş başa kaldığımızda konuşmaya çalıştım. O sadece gözlerini kaçırdı ve “Ne yapacağımı bilmiyorum. Ne seninle ne de annemle kavga etmek istemiyorum.” dedi. Peki ya ben? Benim işim kolay mıydı? Bana açıkça “Sen yedek plandasın” dendiğinde ne hissetmem bekleniyordu?
Yine de, bir seçim yapmak zorunda kalacağımızı hissediyorum. Er ya da geç Murat tarafını belli etmek zorunda. Kendi evimde, “Acaba kayınvalidem ne düşünür?” diye düşünmeden yaşamak istiyorum. Kızımın, arkasından “Bu evde kim daha önemli?” tartışmalarını duymasını istemiyorum.
Ne olacağını bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki, kendi evimi vermeyeceğim. Murat’la yıllarca emek vererek kurduğumuz düzeni kimse bozamaz. Bunun için kaynanasıyla bile mücadele etmek zorunda kalsam!




