Üvey Kızın Çığlığı: Kalbe Saplanan Bir Hançer

**8 Nisan, Perşembe**

“Sen benim için hiçbir şeysin!” diye bağırdı üvey kızım; kapıyı öyle bir çarptı ki vitrindeki bardaklar sarsıldı. Evde ölüm sessizliği hakim oldu. Aylin, elindeki soğumuş çay bardağını sıkarak sandalyenin kenarına çöktü.

“Anne, ne oldu?” diye sordu mutfağa giren küçük kızı Elif.

Aylin sadece başını salladı. Gözlerinde biriken yaşlar parlıyordu.

“Yine mi Burcu bağırdı?”

“Öğretmeni aradı…” diye fısıldadı kadın. “Boş ver, önemli değil.”

Elif yaklaştı ve annesinin omzuna sarıldı:

“Anneciğim, üzülme. Her şey düzelir.” Elif henüz on üç yaşındaydı ama çoktan olgunlaşmıştı. Sanki on beş yaşındaki üvey ablasından daha büyük gibiydi.

Yarım saat sonra işten dönen Mehmet’e akşam yemeğinin kokusu eşlik etti. Burcu hariç herkes sofraya oturdu.

“O nerede?” diye sordu Mehmet, boş sandalyeye bakarak.

“Küstü,” diye cevapladı Elif, çorbasını karıştırırken.

Mehmet eşine baktı. Aylin suçlu bir ifadeyle gözlerini kaçırdı.

“Öğretmeni aramış. Bütün derslerinden zayıf almış. Konuşmaya çalıştım ama…” Aylin sözünü yarıda kesti, gözyaşlarını gizlemek için.

Mehmet kalktı ve kızının odasına yürüdü. Kapıyı tıkladı.

“Girme!” diye bir ses geldi içeriden.

“Tek başımayım. Girebilir miyim?”

Kapı aralandı, Burcu ardında kimsenin olmadığını görünce isteksizce babasını içeri aldı.

“Bu dağınıklık da ne?” diye sordu Mehmet, yerlere saçılmış eşyalara ve boş noodle paketine bakarak.

“Aylin yine başladı—” diyecekti Burcu, ama babası sözünü kesti:

“Ben de öğretmeninle konuştum. Gerçekten derslerin berbat durumda. Ne oldu, Burcu?”

Burcu cevap vermedi. Kitaplarını çantasına tıkıştırmaya başladı.

“Aylin’i sevmek zorunda değilsin, ama ona saygı duymalısın. Onu her gün incitiyorsun.”

“O beni incitmiyor mu? Sen onunla Elif’i alışveriş merkezine götürdün, ben evde yalnız kaldım!”

“Geceyarısı arkadaşına kaçtığın için ceza aldığını unuttun mu?”

“Tabii unuttum! Hep ben kötüyüm, Elif melek!”

“Yeter!” Mehmet’in sesi keskinleşti. “Çok ileri gidiyorsun!”

Cevap beklemeden çıktı. Mutfakta Aylin ellerini sıkarak oturuyordu. Sözcükler boğazında düğümlenmişti. Kocasına baktı, ama hiçbir şey söylemedi. Birkaç dakika sonra mırıldandı:

“Artık ne yapacağımı bilemiyorum. Burcu benden uzaklaşıyor, bana kıskançlık duyuyor. Elimden geleni yaptım, ama ona yakın olamadım.”

“Biliyorum, canım,” diyerek Mehmet eşini kucakladı. “Peki ne yapacağız?”

“Ayrı yaşamalıyız. Geçici bir süre,” dedi Aylin zorlukla.

“Ne?” diye irkildi Mehmet. “Ciddi misin?”

“Belki sadece seninle yaşadığında içinde bir şeyler değişir…”

Burcu kapının arkasında her kelimeyi duydu. Kalbinde umut filizlendi. “Babam yine benimle yaşayacak!”

Sabah Mehmet, kızına eski eve taşındıklarını söyledi. Elif ağlayarak Burcu’nun odasına daldı:

“Annemden nefret ediyorsun ve babamı benden alıyorsun!” diye bağırdı, kapıyı çarparak çıktı.

Burcu işlerin böyle döneceğini beklemiyordu. Önce sevindi, ama Aylin’in yokluğunun ne kadar zor olduğunu anlayınca fikri değişti. Kimse yemek yapmıyordu. Kimse ödevlerine yardım etmiyordu. Babası işteydi, o da makarna pişirip çoraplarını yıkamak zorunda kalıyordu. Mehmet eskisi gibi değildi; sert, katı ve sabırsızdı. Aylin gibi değil, ona yüzüne bağırdığında bile sabırla öğreten Aylin…

Doğum günü yaklaşırken Burcu kek yapmaya karar verdi. Tarifi buldu, hamuru çırptı… ama ölçüyü kaçırdı. Kek yandı. Babası eve geldiğinde, yanmış kekin başında ağlayan kızını gördü.

“Baba… lütfen eve dönelim,” diye fısıldadı, omzuna yaslanarak. “Beni affet. Seni seviyorum… Aylin’i de… Elif’i de…”

“Ben de seni seviyorum, yavrum. Ama dönmek o kadar kolay değil. Onları incittik. Önce kabul edip etmeyeceklerini sormalıyız.”

Burcu sustu. Utancından yüzü kızarmıştı.

“Anlamalısın,” dedi Mehmet, “Aylin belki annen değil, ama saygıyı hak ediyor. Ve özür dilemelisin.”

Bütün gece Burcu uyuyamadı. Uzun zamandır ilk kez öfke hissetmiyordu. Sadece utanç ve pişmanlık vardı. Sabah babasından onları Aylin ve Elif’in yanına götürmesini istedi.

Özür diledi. Samimiyetle. Gözyaşlarıyla. Aylin’den önce, Elif’ten önce. Birkaç gün sonra da, hayatında ilk kez fısıldadı: “Anne… beni affet.”

O an kimin daha çok ağladığını kimse bilemezdi.

**Bugün öğrendiğim ders:** Bazen sevgi, sadece hissetmekle bitmiyor. Saygı, sabır ve özür dilemek, aynı evin çatısı altında yaşamaktan daha önemli.

Rate article
Lifequest
Üvey Kızın Çığlığı: Kalbe Saplanan Bir Hançer