Yazgıyı Değiştiren Yüzük…
Tolga, nişanlısı Gülşen’i annesinin Eskişehir’in yakınındaki köy evine götürdü. “Vay canına, ne ev!” diye haykırdı Gülşen, oymalı panjurları olan iki katlı köşkü görünce. “Sıradan bir ev,” diye mütevazı bir gülümsemeyle karşılık verdi Tolga. “Annem bu evi çok seviyor.” Kapıda sıcak bir tebessümle karşılarına çıkan kadın, “Bu benim annem, Emine Hanım. Anne, bu da Gülşen,” diye tanıştırdı. “Buyurun, yoldan geldiniz, taze börekler yaptım,” diye davet etti Emine Hanım. Sofrada Gülşen, mis gibi kokan lahmacunu ısırdığında dişleri sert bir şeye takıldı. “Bu da ne?!” diye bağırdı, böreğin içinden parlayan bir nesneyi çıkarırken nefesi kesilmişti.
“Burada ne işin var?” Gülşen işten döndüğünde eski kocası Murat’ı mutfakta çayını yudumlarken buldu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi rahattı. “Çay içer misin? Hâlâ sıcak,” diye teklif etti, ona bakmadan. “Sana burada ne işin var diye sordum!” diye tekrarladı Gülşen, öfkesini zor bastırarak. “Çay içiyorum,” diye kayıtsızca cevap verdi Murat. “Neden geldin? Anahtarı nereden buldun? Kaybettiğini söylemiştin!” Gülşen’in yumrukları sıkılıydı. “Bulduğumu sandım,” diye omuz silkti. “Gülşen, geri dönmek istiyorum. Olur mu?”
“Gezip tozup geri mi döneceksin?” diye alaycı bir tonla sordu. “Ciddi misin?” “Özür dilerim,” diye fısıldadı Murat. “Seninle daha iyi olduğumu anladım. Lütfen.” “Boş ver,” diye kesip attı Gülşen. “Çayını bitirdin mi? Haydi görüşürüz.” “Niye bu kadar sert? Gidecek yerim yok. Bu ev boşanırken sana kalmıştı.” “Ailen var,” diye hatırlattı Gülşen. “Evi de sana ödememi yaptım. Artık burası benim.” Ayrılıkları zorlu geçmişti. Kredili alınan ev, kavganın odak noktası olmuştu. Murat her şeyi istiyordu, yeni kadınının çocuk doğurduğunu, onların ise çocuklarının olmadığını bahane ediyordu. Ama Gülşen’in ailesi paranın büyük kısmını vermişti ve mahkemede Murat tazminatla yetinmek zorunda kalmıştı. Gülşen kredi çekip borcu kapatmış, ev artık yalnızca ona aitti.
“Bir kişiye bu kadar büyük ev niye?” diye sinsi bir gülümsemeyle sordu Murat. “Neden bir kişi?” diye şaşırdı Gülşen. “Annem yalnız yaşadığını söyledi. Belki yeniden başlayabiliriz?” diye gülümsedi, ama gözlerinde samimiyet değil, hesap vardı. “Asla,” diye kesin bir dille reddetti. “Çayını bitir ve çık.” “Niye bu kadar sertsin? Tamam, gidiyorum. Ama yine görüşeceğiz.” Gülşen, anahtarı geri almayı unuttuğunu fark etti. Ya da belki Murat yedek yaptırmıştı. “Kilidi değiştirmem lazım,” diye düşündü, kalbi ihanetin acısıyla sıkışırken. Ona olan aşk çoktan ölmüştü, geriye yalnızca hüzün kalmıştı.
Ertesi akşam, hiç karışmayan eski kaynanası Neriman Hanım çıkageldi. “Gülşen, merhaba, hâlâ aynı güzelsin,” diye başladı. “Benim Murat ise aptalın teki. Sana dedim, böyle bir eşi bırakma.” “O geride kaldı,” diye soğuk yanıt verdi Gülşen. “Ne istiyorsunuz?” “Barışsanıza? Siz iyiydiniz.” “Hayır. Benim hayatım, onunki kendine. Ona hiçbir borcum yok.” “Eski günler hatırına, bırak biraz kalsın. Belki düzelir.” “Düzelmez.”
“Ona yardım lazım,” diye sürdürdü Neriman Hanım. “Borç içinde, o kadın… parasını alıp kaçtı. Çocuk da ondan değilmiş. Şimdi geri döndü.” “Komik,” diye burun kıvırdı Gülşen. “Onun borçlarını ben mi ödeyeceğim? Kendi dertleriyle uğraşsın.” “Kalacak yeri yok.” “Ya siz?” “Benim emekli maaşım az, yetmez.” “Ben de onun bakıcısı değilim. Eve de almayacağım. Görüşürüz.” “Düşün, o iyi çocuk, aklı başına geldi.” “Düşünürüm,” diye mırıldandı Gülşen, ama düşünmeyeceğini biliyordu. Her şey bitmişti.
Sabah kilidi değiştirmek için gelen usta kapıda çalışırken Murat yine belirdi. “Sen kimsin?” diye küstahça sordu ustaya. “Ya sen?” diye karşılık verdi usta. “Tolga, gel!” diye seslendi Gülşen içeriden. Usta içeri girdi, Gülşen alçak sesle yalvardı: “Lütfen bana yardım et. Bu eski kocam. Ona nişanlım olduğunu söyle. Fazla parayı veririm.” “Sorun değil, güzelim,” diye göz kırptı Tolga ve kapıya döndü. “Hâlâ burada mısın? Ne istiyorsun?” “Karıma geldim,” diye diklendi Murat. “Eski karın mı? Şimdi o benim. Yakında düğün var.” “Hiç bahsetmemişti.” “Sen sormadın ki. Anahtarını at da git,” diye güldü Tolga. Murat kapıyı çarparak çıktı.
“Çok teşekkür ederim,” diye rahat bir nefes aldı Gülşen. “Ne kadar borçluyum?” “Eski kocayı savmak mı? Bir bardak çay yeter,” diye gülümsedi Tolga. “Para versem?” “Çay yeter. Daha ağırına alışkın değilim. Babam da boşandıktan sonra anneme gelir, para dilenir, anahtarını vermezdi. Ben gazete dağıtarak kilide para biriktirdim. O hiç yardım etmedi.” “Sağ ol, şimdi kesin gelmez,” diye rahatladı Gülşen.
Cumartesi kapı çaldı. “Tanrım, yine o,” diye düşündü GGülşen kapıyı açtığında karşısında bu kez elinde çiçeklerle Tolga’yı görünce yüreği sevinçle doldu.




