Küçük bir sahil kasabasında, denizin kokusu martıların sesine karışırken, ben, Elif, ilk aşkımla lise yıllarında tanıştım. Adı Volkan’dı ve o zamanlar en yakın arkadaşımın sevgilisiydi. Ona karşı hislerimi bile aklımdan geçiremezdim, o da bana bakmazdı. Yollarımız ayrıldı, ta ki üniversitede okurken büyük şehirde tekrar karşılaşana kadar onu unuttum.
“Elif, hâlâ çok güzelsin,” dedi Volkan, bir kafede tesadüfen karşılaştığımızda. Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Sen de hâlâ aynı gevezesin,” diye güldüm, aramızda bir kıvılcım hissettim.
“Bana âşık olduğunu hatırlıyor musun?” diye göz kırptı.
“Belki sen de bana kayıtsız değildin,” itiraf ettim, ama hemen konuyu değiştirdim.
Bütün akşam konuştuk, güldük, okul günlerimizi andık. Volkan beni yurduma kadar bıraktı, sonraki günlerde de birkaç kez daha görüştük. Sonra bir anda ortadan kayboldu, sanki buharlaşmıştı. Üniversiteyi bitirdim, memleketime döndüm, yerel bir şirkette iyi bir iş buldum. Hayat sessizce akıp gidiyordu, ta ki onu tekrar gözüme kestirene kadar.
Güneşli bir öğleden sonra sahildeydim. Volkan, açık renkli bir gömlekle, omzunda gitarıyla, arkadaşlarıyla neşeli bir şekilde yürüyordu. Beni fark ettiğinde gözleri parladı.
“Elif, ne görsem beğenirsin!” diye bağırdı, öyle sıkı sarıldı ki nefesim kesildi.
“Sabahın köründen neşenin sebebi ne?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Hayatın tadını çıkarıyoruz işte,” diye umarsızca cevap verdi.
Omuzunu silkip yoluma devam ettim, ama ertesi akşam Volkan elinde bir demet çiçekle apartmanımın önünde belirdi. Daire numaramı bilmiyordu, sadece çıkmamı bekliyordu. Onu görünce irkildim.
“Korkuttun beni!” dedim gülerek, çiçekleri alırken.
“O kadar mı ürkütücüyüm?” diye şakayla kaşlarını çattı.
Markete gittik, eve dönüp şarapla mum ışığında samimi bir akşam geçirdik. Volkan bana öyle bakıyordu ki, sanki dünyanın merkezi bendim.
“Hep seni düşündüm,” dedi, kadehini kaldırırken.
“Yeter, başlama şimdi,” diye savurdum, ama sözleri içimi ısıttı.
“Bizi buluşturan kader değil mi?” diye ısrar etti.
“Boş ver bunları,” diye gülümsedim, ama içimde onun haklı olduğunu biliyordum.
Gece boyunca konuştuk, sabaha karşı gitmesin diye onu misafir ettim. İşe giderken bir not ve anahtar bıraktım. Sokakta yürürken birden Volkan’ın annesi, Zeynep Hanım’la karşılaştım. Liseden beri görmemiştim, işte tam da şimdi çıktı karşıma.
“Merhaba Elif,” diye başını salladı. “Benim serseriyi görmedin mi?”
“Gördüm,” dedim, rahatsız olmuş bir şekilde.
“Sarhoş muydu?” diye kaşlarını çattı.
“Hayır, iyiydi,” diye mırıldandım ve hızla uzaklaştım.
Bir yıl sonra Volkan’la evlendik. Düğünden önce Zeynep Hanım çok kibardı: Oğlunu “eline yüzüne bulaştırdığım” için teşekkür ediyor, ona iş bulmasına yardım ediyor, haylazlıktan kurtarıyordu. Gerçek bir aile olacağımızı sanmıştım. Ama nikâh haberi verdiğimiz anda Zeynep Hanım en büyük düşmanıma dönüştü. Bana karşı tavrı, sanki oğlunu çalmışım gibiydi.
Volkan da sandığım gibi değildi. İlk yıl masal gibi geçti, ama sonra rahatına düştü. İçmeye, kaba davranmaya başladı, bazen elini bile kaldırıyordu. Annesi ise ateşe körükle gidiyordu.
“Vuruyorsa seviyordur, neyi sızlanıyorsun?” diye hor görürdü.
Katlandım, acıyı içime gömdüm. Annem bile boşanmamam için yalvarıyordu, arkadaşlarıma ne tür bir koca seçtiğimi söylemeye utanıyordum. Hayat bir kabusa dönüştü: Eve dönmekten korkuyordum, ama gidecek yerim de yoktu.
Bir gün, sokakta yürürken tanıdık bir ses duydum:
“Elif!” Bu Deniz’di, eski bir dostum, bir zamanlar komşumuz.
“Selam,” diye zayıf bir gülümsemeyle karşılık verdim, gözlerim dolarken.
“Kendinde değil gibisin,” dedi yaklaşarak.
“Her şey yolunda,” diye yalan söyledim.
“Gel, biraz konuşalım,” dedi arabasını göstererek.
Kabul ettim—eve dönmekten iyiydi. Deniz bir şişe şarap ve meyve çıkardı, sonra sahile doğru yola koyulduk. Kumsalda otururken bir yudum aldım, sonra içimdeki her şey döküldü. Ona her şeyi anlattım: Volkan’ı, annesini, çektiğim acıları. Deniz sessizce dinledi, sonra yüzümden bir tutam saçı nazikçe geri itti ve beni sarıldı.
“Yanında çok huzurluyum,” diye iç çektim.
“Seninle olmak istiyorum, Elif,” dedi aniden. “Hep istedim, ama sen ya Volkan’laydın ya da evliydin.”
Beni öptü ve durdurmadım. O an, korku içinde yaşamaktan daha iyisini hak ettiğimi anladım. Deniz beni eve bıraktı, yarın görüşmek üzere anlaştık. Ama arabadan inerken donup kaldım: Bankta Zeynep Hanım zehirli bir gülümsemeyle oturuyordu.
“Yakalandın, güzelim!” diye parmağını salladı. “Oğluma layık olmadığını hep biliyordum!”
Eve geldiğimde her şeyi Volkan’a anlatmış, çektiği fotoğrafları göstermişti. Volkan bana baktı, gözlerinde öfke ve acı vardı.
“Bu doğru mu?” di”Evet, doğru,” dedim, artık hiçbir yalanı kaldıramayacak haldeydim ve bu sözlerle birlikte geçmişin kapısını sonsuza dek kapattım.




