Torununu Kendisine Karşı Harekete Geçmekle Yakalyan Büyükanne, Dairesini Satıp Yurtdışına Taşındı

Zaman geçtikçe anlıyorum ki, kan bağı ne sevginin ne saygının ne de şefkatin garantisi değil. Bizim ailede de öyle bir olay yaşandı ki, hâlâ yüreğim burkulur – torunun, kendi ninasını evinden neredeyse kovacağı günler. Ama o herkesten akıllı çıktı ve öyle bir hamle yaptı ki, kimisi hâlâ pişmanlıktan kendini paralıyor, kimisi ise onun gücüne hayran kalıyor.

Biliyor musunuz, ninamızın adı Emine Hanım. Yetmiş beş yaşında, hayat dolu, bilge bir kadın. Ömrünü çalışmaya, iki çocuk yetiştirmeye, herkese yardım etmeye vermiş. Kocası vefat edince, Konya’nın tam göbeğindeki geniş üç odalı evinde yapayalnız kaldı. İşte tam da bu eve, kendi torunu – kocamın kardeşi Murat’ın gözü düştü.

Murat, karısı Gülşah ve üç çocuğuyla kaynanasının evinde sıkışıp kalmışlardı. Kalabalık, gürültü, her gün kavga. Kendi ev almak istemiyorlardı: “Neden kredi çekelim ki, ninamızın evi dururken?” Hem ne diye bekliyorlardı ki? “Yaşlı kadın zaten çok yaşamaz, ev bize kalır.” Bunu açıkça söylemiyorlardı ama her bakışlarından, Murat’ın ve Gülşah’ın alaycı gülüşlerinden belliydi.

Ama Emine Hanım’ın hayata dair başka planları vardı. Hiçbir şeyden şikâyet etmez, aktif bir hayat sürerdi – konserlere gider, müzeleri gezer, hatta buluşmalara bile katılırdı ki bu Murat’ı çıldırtırdı. Anlamazdı: “Bu yaşta televizyon karşısında ölümü beklemek varken, bu kadın niye böyle gezip duruyor?” Beklemek sıkıcı gelmeye başlayınca, Murat işi hızlandırmaya karar verdi. Ninaya “iyilikle” evü kendisine devretmesini, kendisinin de huzurevine taşınmasını teklif etti. Güya ikna edici nedenleri vardı: “Orada sana daha iyi bakarlar, doktorlar da var. Burası bize dar geliyor zaten.”

Emine Hanım bunu duyunca hiç ses çıkarmadan yatak odasına geçti, kapıyı kilitledi. Ertesi gün ise bizim evdeydi – kocam ve ben. Biz zaten Murat’ın niyetlerini biliyorduk, daha önce de ninaya bizimle yaşamasını, evini kiraya verip hayali olan Japonya seyahati için para biriktirmesini önermiştik. Emine Hanım tereddüt ediyordu ama torununun bu sözleri kesin kararını vermesine yetmişti.

Evini kiraya vermesine yardım ettik – kiracılar güvenilir çıktı. Emine Hanım biriktirmeye başladı. Derken Murat patladı: telefon açıp bağırmaya, kocamı “ninayı kışkırtmakla” suçlamaya, kira parasını istemeye başladı. Karı Gülşah sık sık evimize gelmeye başladı, önce çocuklarla, sonra tek başına. Gevezelik eder, “sevgili ninacığının sağlığıyla” ilgilenirdi. Ama niyeti ortadaydı – nine bir an önce vefat etsin de ev onlara kalsın diye bekliyorlardı.

Ama hayat onlara kötü bir sürpriz yaptı.

Emine Hanım Japonya’ya uçtu. Kyoto’da kiraz çiçeklerini seyrederken çektiği fotoğrafları gönderdiğinde gözleri ışıl ışıldı. Döndüğünde ise durmadı. “Daha fazlasını istiyorum” dedi. Biz de kocamla evini satıp şehrin kenarında küçük bir daire almasını, kalan parayla da seyahat etmesini önerdik.

Emine Hanım üç odalı evini sattı, yeni bir semtte küçük ama şirin bir daire aldı. Geri kalan parayla Avrupa turuna çıktı: İtalya’yı, Almanya’yı gezdi, Fransa’da ise bir adamla tanıştı. Jean adında, dul bir emekliydi. Bir gezi sırasında karşılaştılar, bir ay sonra ise… evlendiler. Evet, kulağa inanılmaz geliyor ama biz kocamla düğünlerine bile gittik. Paris yakınlarında küçük bir tören, şampanya, mumlar, kahkahalar… O kadar dokunaklı ve güzeldi ki.

Peki ya Murat? O yine ortaya çıktı. Bu sefer ninadan yeni evini istiyordu. “Madem Fransa’ya yerleştin, buradaki daireyi bize ver!” diye söyleniyordu. “Üç çocuğumuz var, yaşayacak yerimiz yok!” diye telefonlarda ağlıyordu. Hâlâ anlamıyorum, o küçük eve nasıl sığacaklardı?

Emine Hanım sadece gülümsedi: “İsterseniz misafirliğe gelin – Jean’la terasımız ne kadar güzel, görün!”

Şimdi ninamla sık sık görüşüyoruz. Mutlu. Hayatında ilk kez kendisi için yaşadığını söylüyor. Bizden hiçbir şey istemiyor ama hep bağlantıdayız. Bu hikâyede en korkunç olan şey ne biliyor musunuz? Murat’ın ve Gülşah’ın onun ölümünü beklemesi değil. Onun bir insan olduğunu görememeleri. Onlar için sadece metrekarelerden ibaretti.

İşte ders şu: insanı değerli kılan evi değil, yüreğindeki sevgi ve iyiliktir. Eğer ailenizden çok malınızı önemserseniz, bir gün elinizde hiçbir şey kalmayacağına şaşırmayın.

Rate article
Lifequest
Torununu Kendisine Karşı Harekete Geçmekle Yakalyan Büyükanne, Dairesini Satıp Yurtdışına Taşındı