48 Yılın Ardından İlk Kez Gerçekten Yaşamayı Anlamak: Sadece Çocukları İçin Varlık Olan Kadının Hikayesi

Hayatım boyunca kendi çocuklarıma hizmet etmekle geçti. 48 yaşına geldiğimde ise gerçekten yaşamanın ne demek olduğunu ilk kez anladım.

O güne kadar hayatın başka bir tadı olabileceğini bilmiyordum. Günlerce ocak başında yemek pişirmek, dizlerimin üzerinde yerleri silmek, her şeyi pırıl pırıl yaptığım için kocamın takdirini beklemek zorunda olmadığını hiç düşünmemiştim. Doğru yaşadığıma inanıyordum. Rolümün sabretmek, uyumlu olmak ve kendimi feda etmek olduğunu sanıyordum. Başka türlüsü mü vardı? Annemi de, babaannemi de böyle yetiştirmişlerdi, şimdi sıra bana gelmişti.

Adım Gülşen. Konya’nın küçük bir köyündenim. On dokuz yaşında evlendim – okulu bitirir bitirmez nikah masasına oturmak bizim oralarda alışılmış bir şeydi. Ahmet’le evlendim – iyi bir adamdı, çalışkandı, kötü alışkanlığı yoktu. Kısa sürede iki çocuğumuz oldu – biri oğlan, biri kız. İşte o zaman bir kadın, bir birey olarak varlığım sona erdi. Bir gölgeye, bir hizmetçiye dönüştüm. Herkese borçlu, kimseden bir şey beklemeyen biri…

Ahmet benden çabuk sıkıldı. “Doğurdun işte, şimdi yemek yap ve sus.” Beni dövmezdi ama arkadaşlarıyla içmeyi severdi. Geç saatlerde gelir, çocukların gürültüsüne sinirlenir, yemek beğenmezse bana ağır bakışlar fırlatır, tabakları fırlatırdı. Çalışıyordu, evet. Ama eve pansiyon gibi gelip giderdi – yemek, uyumak, çıkıp gitmek. Bütün ev işleri bende. Çocukların bakımı bende. Hastalıklar, alışveriş, tamiratlar hep bana kalmıştı.

Kırk iki yaşına geldiğinde kalbi dayanamadı. Bir arkadaşının evinde yemek yerken düşüp kaldı. Ağladım mı? Evet, korkudan, belirsizlikten, yalnız kaldığım için… Ama üzüntüden değil. Asıl üzüntüm başkaydı – yaşayamadığım hayatım.

Ölümünden sonra birkaç yıl daha yeni ilişkiler kurmaya çalıştım. Ama hep aynı tiplere denk geldim – aynı huylar, aynı buyurgan tavırlar. Sanki kadının ruhu yokmuş gibi, sadece sorumlulukları varmış. Pes ettim.

Çocuklar büyüdü, okumak için başka şehirlere gittiler. Arada arar oldular, o kadar. İşte tam o sırada hayatıma bir eski dostum girdi – Zeynep. Benim aksime, o dünyayı görmüştü. Bana şunu dedi:

“Gülşen, farkında mısın bilmem, sen daha hiç yaşamadın ki!”

Gülüp geçmiştim – ya çocuklar, kocam, tarla? Bu hayat değil miydi? Ama Zeynep ısrar etti: Yurt dışına gidelim, çalışalım. Çocuklar büyüdü, bağın kalmadı, en azından bir kere de farklı bir hava al. Uzun düşündüm. Sonunda kabul ettim. Para biriktirdik, biraz dil öğrendim ve üç ay sonra İtalya’daydık. İşte orada ilk kez gerçekten nefes aldım.

Başta zordu. İklim farklı, insanlar farklıydı. Ama kimse yargılamıyordu, baskı yoktu. Bir yaşlı çiftin bakıcılığını yaptım – ne kadar iyi insanlardı. Sonra bir kafede aşçı yardımcısı olarak iş buldum. Maaş alıyordum. Hayatımda ilk kez kendi kazandığım parayı elimde tutuyordum – ve istediğim gibi harcayabiliyordum. 25 yıl sonra ilk kez kendime bir etek aldım. Saçımı kestirdim. Motor kullanmayı öğrendim. Elli yaşında bir kadın, sahilde rüzgâr gibi geziyordum.

ÇocuklarÇocuklar ısrarla geri dönmemi istedi, ama ben artık kendi kanatlarımla uçmayı öğrenmiştim.

Rate article
Lifequest
48 Yılın Ardından İlk Kez Gerçekten Yaşamayı Anlamak: Sadece Çocukları İçin Varlık Olan Kadının Hikayesi