Ahmet benden ayrıldığında sanki başıma yıldırım düşmüş gibi oldu. Biriktirdiğimiz tüm paraları, ev almak için kenara koyduğumuz her kuruşu alıp kayboldu. Adeta altı aylık kızımla birlikte hiç var olmamışız gibi… Kendimi bir anda kiralık dairede, beş parasız, minik yavrumla baş başa ve umutsuz buldum.
Tam o gün, artık dayanacak gücüm kalmadığını düşündüğüm anda kapı çaldı. Açtım – karşımda kayınvalidem Ayşe Hanım duruyordu. Onunla ilişkimiz hep soğuk, gergin ve neredeyse düşmancaydı. Hazır olmadığım bir sövgü beklerken, sert ama sıcak bir sesle:
“Eşyalarını topla. Çocukla birlikte benim eve taşınacaksınız,” dedi.
İtiraz etmeye çalıştım. Yıllardır birbirimize tahammül ediyorduk, bu iyi sonuçlanmazdı. Sözümü kesti:
“Sen yabancı değilsin. Bu minik benim torunum. Hadi gidelim. Sizi sokakta bırakmam.”
Öz annem bile “Evde yer yok, ablan çocuklarıyla kalıyor, bana yeterince yük oluyorlar” demişti. Kayınvalidemden ise hiç beklemediğim bir yardım eli uzanmıştı. Ne diyeceğimi bilemedim, sadece fısıldadım:
“Teşekkür ederim…”
Ayşe Hanım kızımı kucağına aldı, gözlerinin içine baktı ve:
“Hadi bakalım güneşim, artık büyükanneyle mi kalacaksın? Masallar okuyacağız, parka gideceğiz, saçlarını öreceğiz…” diye mırıldandı.
Donup kalmıştım. Daha dün kızıma “üvey” diyen, oğlunu “kasten evliliğe zorladığımı” söyleyen kadın şimdi böylesine şefkatliydi.
Evinde bize en büyük odayı verdi, kendisi küçük odaya geçti. Akşam buharda pişmiş sebzeler ve tavuk hazırladı, masaya koyarken sertçe baktı:
“Emziriyorsun. Doğru beslenmelisin. Kızartma istersen yiyebilirsin ama küçük için böylesi daha iyi. Ayrıca mama aldım – beğenmezse söyle, başkasını alırız.”
Dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bu beklenmedik sıcaklık, minnet, acı… Yaklaştı, sarıldı:
“Sakin ol yavrum. Erkek dediğin… ne bekliyordun ki? Benim Ahmet’in de babasını tanımadı – tek başıma büyüttüm. Senin de tek başına çekmeni izlemem. Her şey düzelecek, sadece dayan.”
Altı yıl onunla yaşadım. Kayınvalidem artık sadece bir akraba değil, aslında hiç sahip olmadığım bir anne gibiydi. Kızımızı birlikte büyüttük. Sonra ikinci kez evlendim – bizi olduğumuz gibi kabul eden bir adamla.
Düğünde Ayşe Hanım gelinin annesi yerinde oturuyordu – çünkü gerçekten de öyleydi. Şimdi kızım okula gidiyor, ben ise ikinci bebeğimi – bir oğlumu – bekliyorum. Ve hiç beklemediğim desteğim kayınvalidem her gün soruyor: “Ne zaman gelecek benim yiğit torunum?”
İşte böyle… Kocam gitti, annesi kaldı. Herkes uzak dururken o yanımdaydı. Gerçek aile budur işte.




