Şu küçük Anadolu kasabasında, tahta evlerin arasında sıcak aile geleneklerinin yaşadığı bir yerde, mutlu bir nişan hayalim acı bir gerçeğe dönüştü. Ben, Elif, nişanlım Emre’nin ailesini annemle tanıştırmak istemiştim ama sıcak bir buluşma yerine, umutlarımı paramparça eden bir kavga yaşadım ve içimde iyileşmeyen bir yara açıldı.
Emre’yle iki yıldır beraberdik ve onun kaderim olduğuna emindim. O kadar iyi kalpli, çalışkan ve hep beni düşünen biriydi ki… Bana evlenme teklif ettiğinde dünyalar benim olmuştu. Artık ailelerimizi tanıştırma zamanı gelmişti diye düşündük. Annem, Sevgi, son on yıldır Almanya’da çalışıyordu ama bu özel gün için uçakla geldi. Emre’nin ailesi, Mehmet ve Neriman, yakınlarda kirada oturuyorlardı ve hayatlarının zor olduğunu biliyordum. Emre sık sık onlara para gönderir, kiralarını öderdi ve ben onu bu yüzden daha çok takdir ederdim. Ama yoksulluklarının bir faciaya dönüşeceğini asla düşünmemiştim.
Buluşmayı ayarlamak kolay olmadı. Annem, her şeyin daha samimi olması için yemeği bizim evde yapmayı teklif etti. Günlerce hazırlandım: evi temizledim, alışveriş yaptım, annemin tarifiyle börek pişirdim. Emre, ailesinin bu fikre bayıldığını ve tanışmayı dört gözle beklediklerini söylemişti. Hepimizin masada oturup gülerek düğünü konuştuğumuzu hayal ediyordum, ama gerçek hayallerimden çok uzaktı.
Buluşma günü annem havaalanından yorgun ama mutlu geldi. Emre’nin ailesine hediye olarak Alman şarabı ve hediyelik eşyalar getirmişti. Onunla gurur duymuştum; her zaman sıcak bir ortam yaratmayı bilirdi. Ama Mehmet ve Neriman eve adım atar atmaz havadaki gerginliği hissettim. Neriman etrafa kıskançlıkla baktı, Mehmet ise suratını asmıştı. Ortamı yumuşatmak için çay ikram ettim ama Neriman birden hayatlarının ne kadar zor olduğundan bahsetmeye başladı.
“Biz ömrümüzü kirada geçirdik,” diye söze girdi anneme bakarak. “Emre bizi geçindirmeye çalışıyor, kendisi de zar zor ayakta duruyor. Sen de Almanya’da lüks içinde yüzüyorsun herhalde?” Sesi o kadar keskin ve acı doluydu ki donup kaldım. Annem ortamı kurtarmaya çalışarak “Ben yaşlı hasta bakıcılığı yapıyorum, mütevazı bir hayat sürüyorum,” dese de Neriman sözünü kesti: “Mütevazı mı? O halde bu pahalı hediyeler de neyin nesi? Gösteriş yapmaya mı geldin?”
Şok olmuştum. Annem ne diyeceğini bilemedi, Mehmet ise susuyor, karısını durdurmaya çalışmıyordu. Emre kıpkırmızı kesilmişti ama o da araya girmiyordu. Neriman devam etti: “Siz burada börekler yapıyorsunuz, bizse açlık sınırında yaşıyoruz! Her şeye sahipsiniz diye bizi küçük görmeye hakkınız mı var?” İtiraz etmeye çalıştım ama o artık bağırarak bizi kibirle suçluyordu. Annem dayanamayıp masadan kalktı: “Ben tanışmaya gelmiştim, hakaret dinlemeye değil.” Neriman son bir söz savurdu: “Almanya’nıza dönün o zaman!”
Yemek bir felaketle sonuçlanmıştı. Neriman ve Mehmet kapıyı çarpıp gittiler. Emre özür diledi ama sözleri boş geliyordu. Annem ağlıyordu, ben ise düğün hayalimin yıkıldığını hissediyordum. Nişanlımın ailesi böyle bir tavır içindeyken nasıl bir yuva kurulabilirdi ki? Kendimi suçluyordum: Belki de tarafsız bir yerde buluşmalıydık, evimize çağırmamalıydım. Ama onların bu öfkesi anlamsızdı. Bizi sırf biraz daha rahat yaşıyoruz diye düşman mı görmüşlerdi?
Ertesi gün Emre’yi aradım, umudum annesiyle konuşmasıydı. Ama bana, “Annemi ikna edemem, o hayatı boyunca çekti. Belki de senin annen havalarına fazla giriyordur?” dedi. Bu sözler beni bitirmişti. Onu seviyordum ama benim ailemi nefretle gören bir aileyi nasıl kabullenebilirdim? Annem, Emre’nin ailesine veda bile etmeden Almanya’ya döndü. “Elif, düşün istersen, böyle bir kaynanaya hazır mısın?” demişti bana.
Şimdi ne yapacağımı bilemiyorum. Emre bana zaman vermemi istiyor ama annemin yaşadığı o aşağılanmayı unutamıyorum. Neriman özür bile dilemedi, Mehmet ise sessizliğiyle onu destekledi. Korkuyorum, bu kin bizim hayatımızı zehirleyecek. Emre’ye olan aşkım hâlâ duruyor ama aramızdaki duvar giderek yükseliyor. Bir düğün, herkesin birbirine yakın olduğu bir aile hayal etmiştim ama elimde kalan sadece bir kavga ve acı oldu.
Komşum olanları duyunca, “Emre’yle açıkça konuşmalısın. Eğer seni annesine karşı koruyamayacaksa, devam etmeye değer mi?” dedi. Onu kaybetmek istemiyorum ama Neriman’ın nefreti altında da yaşayamam. Kalbim aşkla gururum arasında parçalanıyor. Aileleri birleştirmek istemiştim, ama bunun yerine geleceğe olan inancımı kaybettim. Neriman’ın öfkesi sadece bir akşamı değil, Emre’yle mutlu bir hayat umudumu da mahvetti.




