Ufak bir Ege kasabasında, eski apartmanların aile sırlarını sakladığı bir yerde, kızıma ve torunlarıma olan sevgimle dolu hayatım acı bir hayal kırıklığına dönüştü. Ben, Ayşe, her şeyi bırakıp kızım ve ikiz torunlarımın yanında olmak için taşındım, ama kendi evimde yabancı gibi hissettim. Evime damadımın oğlu yerleşti, ben ise kendi hayatımın kenarında, bir hizmetçi gibi kaldım.
Kızım, Sibel’in, Deniz ve Ece adında ikizleri doğduğunda, ona yardım etmem gerektiğini anladım. Sibel ve eşi Ahmet, İzmir’de kirada oturuyorlardı. Hiç düşünmeden, küçük kasabamdan ayrılıp onların yanına yerleştim. Kiraya verdiğim güzel iki odalı evimi bıraktım, çünkü kızımın ihtiyacı vardı. Yemek yapar, temizlik yapar, torunlarımla ilgilenirdim ki Sibel biraz nefes alsın. Bu benim görevim, benim sevgimdi.
Ama İzmir’de beklenmedik bir şey oldu. Ahmet’in ablası, Gül, sürekli onların hayatına karışıyordu. Onun oğlu, 22 yaşındaki Emre, birden benim evimde belirdi. Gül, Sibel ve Ahmet’i, Emre’nin “geçici” olarak orada kalacağına ikna etmişti. Ben karşı çıktım—bu benim evimdi, benim mülkümdü—ama kızım yalvardı: “Anne, çok kalmayacak, aileden sonuçta.” Zorla kabul ettim, yardıma ihtiyaç kalmadığında eve dönebileceğimi düşünerek.
İki yıl geçti. Deniz ve Ece artık iki yaşında, ama ben hâlâ kızımın daracık kiralık evinde, salondaki portatif yatakta uyuyorum. Hayatım bitmek bilmeyen bir çamaşır, bulaşık ve temizlik döngüsüne döndü. Sibel ve Ahmet teşekkür ediyor, ama kendimi ailenin bir ferdi değil, ücretsiz bir hizmetçi gibi hissediyorum. En kötüsü, benim evim, benim sığınağım, şimdi Emre’nin oldu.
Emre sadece yaşamıyor orada. Bir kız arkadaşı, Aylin, getirdi ve evi kendilerininmiş gibi kullanıyorlar. Yıllarca özenle sakladığım eşyalar eskidi, duvarlar lekeli, benim değerli şeylerim ise depoda bir köşeye atılmış. Üstelik Emre aidat bile ödemiyor—ben, emekli maaşımla ödüyorum, evimi kaybetmemek için. Kontrole gittiğimde bana soğuk davrandı: “Ayşe Teyze, merak etmeyin, her şey düzenli.” Ama onun “düzen” dediği, içimi acıtan bir karmaşaydı.
Sibel’le konuşmaya çalıştım. “Bu benim evim!” diye yakardım. “Neden bir yabancı orada yaşıyor, ben ise portatif yatakta sıkışıp kaldım?” Kızım gözlerini kaçırdı: “Anne, Gül abla Emre’nin yakında taşınacağını söyledi. Biraz daha sabret, Ahmet’in ailesini evden atamayız.” Sözleri bıçak gibi saplandı. Her şeyi feda etmiştim, o ise beni değil, yabancıları savunuyordu.
Ahmet sessiz kaldı, tartışmadan kaçındı. Gül’ü aradığımda, pervasızca “Eviniz boş duruyordu, Emre’nin de kalacak yere ihtiyacı vardı. Zaten siz kullanmıyordunuz!” dedi. Bu küstahlık beni bitirdi. Hayatım, evim, gururum elimden alınıyordu ve çaresizdim. Geceleri, uyuyan Deniz ve Ece’ye bakarak ağladım. Onları seviyordum, ama bu hakaret neden?
Eski komşum durumu öğrenince, avukatla konuşup evimi geri almam için yardım teklif etti. Ama korkuyorum. Emre’yle kavga edersem, Sibel ve Ahmet bana küsebilir. Zaten “herkesin hayatını zorlaştırdığımı” ima ediyorlar. Kendi hakkımı savunma arzumla kızımı kaybetme korkusu arasında parçalandım. Ruhum adaletsizliğe isyan ediyor: ailem için her şeyi verdim, şimdi ise kendi evimde bile yerim yok.
Her gün torunlarımla ilgileniyorum, yemek yapıyor, çamaşır yıkıyorum, ama görünmezmişim gibi hissediyorum. Sibel yorgunluğumu fark etmiyor, Ahmet gözlerini kaçırıyor. Emre ve Aylin benim evimde krallar gibi yaşarken, ben 60 yaşında bir kadın, gıcırtılı portatif yatakta uyuyorum. Elektrik faturasını ödemelerini istediğimde duyduğum kahkahalar, alay gibi geliyor.
Nasıl devam edeceğimi bilmiyorum. Kızımı bu vefasızlık için affetmeli miyim? Emre’yi kovup ailemi kaybetmeli miyim? Yoksa her şeye razı olup, fedakarlık yaptıklarımın hayatında bir gölge mi olmalıyım? Deniz ve Ece’ye olan sevgim beni ayakta tutuyor, ama içimdeki kırgınlık ruhumu kemiriyor. Anneanne olmayı hayal etmiştim, hizmetçi değil. Ama kader bana acı bir oyun oynadı. Evim, huzurum, hayatım—hepsi elimden alındı, ve onları geri kazanacak gücüm var mı, bilmiyorum.
Hayat bazen en çok sevdiklerimizin bile bizi görmezden gelebileceğini öğretiyor. Ama unutmamalıyız ki sevgi, fedakarlık kadar, saygı ve adalet de ister.




