On Beş Yıllık Körlük: Kız Kardeşimin Hayatı İllüzyonlarla Değiştirmesi ve Şimdi Bedel Ödememi İstemesi
Kız kardeşimin adı Elif. Otuz yedi yaşında ve tam on beş yıldır kendi kurduğu yanılgıların esiri. Bir zamanlar hepimiz onu kurtarmaya çalıştık. Annemle babam yalvardı, rica etti, sevgi dolu tuzaklar kurarak onu bu çukurdan çıkarmaya uğraştı. Şimdiyse… Babam yok artık, annem zar zor ayakta duruyor, Elif ise ancak şimdi boşanmaya karar verdi. Tabii ki gözlerini bize çevirdi: “Yardım edin, destek olun, beni yalnız bırakmayın,” der gibi.
Her şey üniversite yıllarında başladı. Elif, sınıfından kendini beğenmiş bir “müzisyen” olan Tolga’ya âşık oldu. Öyle biriydi ki kendine sanatçı diyordu ama aslında hiçbir zaman bir şey olamadı. Yeraltı gruplarında çalıyor, ucuz mekânlarda takılıyor, her gece sohbetleri mutlaka içkiyle sona eriyordu. Hepimiz dehşete düşmüştük. Annemle babam Elif’e düşünmesi için yalvardı, evlenmek için acele etmemesini söyledi. Ben de onu vazgeçirmeye çalıştım ama dinlemedi. Ona göre aşk her şeyden önemliydi.
Erken yaşta evlendi. O günden sonra hayatı bir lanete dönüştü. Tolga çalışmıyordu, Elif’in küçük işlerinden kazandığı parayla geçiniyordu. Kendini “ofis köleliği” yapmak için fazla “zarif” buluyordu. Elif ise her şeyi tek başına çekiyordu: evi, faturaları, onun sarhoş çığlıklarını… Bir fincanı fırlattığında ya da onu öfkeyle ittiğinde, hepsini “ince ruhlu” olduğu gerekçesiyle mazur görüyordu.
Tolga yeniden içkiye daldığında, Elif hemen ailesine kaçardı. Haftalarca onlarda kalır, para isterdi. Artık ona nasıl ulaşacağımızı bilemiyorduk. Babam taşınmasını öneriyordu, annemse onun perişan haline dayanamıyordu. Tolga ise ne onu ne de küçük kızlarını umursuyordu.
Evet, bir kızları oldu. Hastaydı, zayıftı, özel bakım gerekiyordu. Doktorlar baştan uyarmıştı: “Komplikasyonlar olabilir.” Tolga ise bu sırada daha fazla içmeye başlamıştı. Elif ise yine yanında kaldı. “Onu zor zamanında bırakamam,” diyordu. “O da aynı acıyı çekiyor.” Kızları bir yılı bile göremeden öldü. Annem o gün kalp krizi geçirdi. Hastaneye kaldırıldı. Babam ise hâlâ direniyordu—en azından Elif’i kurtarmak istiyordu. Ama boşunaydı.
Elif, Tolga’yla kaldı. Yıllar geçti, bu kez bir oğulları oldu. Sağlıklı bir çocukmuş. O zamanlar ben onunla konuşmuyordum artık. Yorulmuştum. Başkasının kendini mahvetmesini izlemekten bıkmıştım. Eşimle kendi hayatımıza bakıyorduk, annem ara sıra torunundan bahsediyordu.
Geçen yıl babam öldü. Doktorlar yetişemedi—ani bir kalp krizi. Annem çöktü, tekrar hastalanmaya başladı. Her gün yanına gidiyor, elimden geldiğince yardım ediyorum. Derken bir gün Elif aradı. “Artık yeter,” dedi, boşanmaya karar vermişti. Tolga yeniden içmeye başlamış, çalışmayı reddediyor, nafaka ödemeye niyeti yokmuş. Onun da bir şekilde hayatta kalması gerekiyormuş. Ve tabii ki bizden yardım bekliyordu.
“Yoruldum, elimde bir çocuk var, param yok. Normal bir hayat istiyorum,” diye zorlukla söyledi.
Annem sustu. Sadece gözlerini yere indirdi. Ben ise… dayanamadım. Her şeyi yüzüne vurdum: ona nasıl yardım etmeye çalıştığımızı, nasıl dinlemediğini, kendi kurduğu dünyada yaşadığını. O bir kurbanmış, herkes onu kurtarmak zorundaymış.
“Şimdi annemin yardıma ihtiyacı var, birden aklına mı geldi sorunların? Babamızı kaybederken neredeydin? Şimdi mi gözlerin açıldı?”
Elif çığlık attı:
“Yardım etmezseniz, çocuğumu görmenize izin vermeyeceğim!”
Bu sözlerin ardından koridora fırladı, kapıyı çarparak çıktı. Peşinden gidebilirdim ama annem yine kalbini tuttu. Ambulans çağırdım, bembeyaz bir şekilde yatıyordu, kendine gelemiyordu. Sabaha karşı ancak uyuyabildi. Annem için üzülüyorum. Yeğenim için üzülüyorum. Ama Elif için değil.
Bu yolu kendisi seçti. Desteği illüzyonlarla değiştirdi. Şimdi her şey yıkıldığında suçlu arıyor. Ben artık bir kurtar”Bir daha kapımı çalarsa, yüzüne gerçekleri haykıracağım.”




